Kayıtlar

güneş etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Hayat seslenmiyor…

Resim
Zemheriden kalma bir gün! Bahar oysa… Kar var ve dondurucu rüzgârlar esiyor mavi gökyüzüne inat… Güneş; hayal köpüğü bulutların ardına saklanmış, gurbete gider gibi pembe, çiçekli entarilerini giymiş badem ağaçları, biletleri ceplerinde, ojeli ayakları çıplak… “Acelecisin” diyor kulağına fısıldanan, manasını bilmediği kelimeleri tekrarladığı için adı; ‘muhabbete’ çıkmış ve bu yüzden kafeste yaşamaya mahkûm kuş… Gülümsüyor ve omuz silkiyor badem ağacı; “ kaderim böyle!” Gök gürültüsünden korkuyor papatya, eteklerini savura savura koşmaya başlıyor… Umutsuz bir gönlün kuytusunda; fal… Avare bir genç kızın başında; taç… Bir sabah mutfak masasının üzerine konmuş vazoda, gerine gerine ölüme uyanıyor… Günlerden; yarın… Elleri nasırlı, asırlık çınar ağacının kuytusuna saklanıyor kör tarla kuşu… Kanat kırığı üstelik! Hayat; “elma” dese çıkacak da… Hayat seslenmiyor… Hayat, bazen, adı muhabbete çıkmış kuş kadar olamıyor! Akasyalar açıyor… Gelincikten...

Şapka

Resim
Gri, yoğun, yağışlı neredeyse birbirinin aynı günler… Zamana sıkıştırmaya çalıştığım kitaplar, filmler. Olanı biteni anlama çabaları, insanlar, dayanağı olmayan teoriler. Seyahatler. Otel odaları… Ayaküstü yapılan sohbetlerde ‘havalar ısınınca’ diye başlayan cümleler… Güneşe, bahara, yeşil tarlalarda sanki onlardan başka canlı yokmuş gibi davranan leyleklere… Göçmen olduklarının farkında olup, olmadıklarını bilmediğim kırlangıçlara… Gelinciklere, papatyalara, fallara, falların çıkma ihtimaline, süslenmiş akasya ağaçlarına, ılık bir akşamüzeri güneşin batışına ve aya ve yakamoza kadeh kaldırmaya, sıcak bir günde gölgesine sığınılan ağacın koruyuculuğunda kestirmeye, denize, midyeye, yosuna, çakıl taşına, iyot kokusuna, belki de en çok rehavete ve tembelliğe duyulan özlem… Bu yaz hasır bir şapka edineyim diyorum! Hani şu Hucleberry Finn ’inkinden…