Kendi halinde bir gaz lambasıydım.
Evin deniz gören tek penceresinin kenarında unutulmuş, yorganı örümcek ağlarından, isli, kendi halinde bir gaz lambasıydım... Titrek, nasırlı eller tülü çektiğinde, yüreğim pır pır ederdi ama nafile... Denize bakan göz, beni nasıl görsün! “Aşk olsun” diyerek, izledim gidişini... Caanım, o ufak tefek, başımı yasladığım menekşelerle konuşan kadını götürdüler bir sabah! “ Zamanında” diye başlar, ne güzel anlatırdı... Bir evin bir kızıymış, elma bahçeleri varmış eskiden... Altı yaş büyük ağabeyi, annesi, babası... Dedesi çok küçükken ölmüş fakat hayal meyal hatırlıyormuş rahmetliyi... Babaannesi ile pek sevişirlermiş, bir dediğini iki etmezmiş çünkü... Babası sert adammış! Aslında sert değilmiş de, öyle görünürmüş... Geceleri herkes uyuduktan sonra odasına gelir, öper, koklar gidermiş... Ayıpmış eskiden ortalık yerde çocuk sevmek... Ne ayıp! Kulağının arkasına sıkıştırdığı çiçek yüzünden ‘Karanfilli’ derlermiş babasına... Temiz giyinirmiş, mis gibi de kokarmış... Titiz adamm...