Kayıtlar

Yalan etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İnanın yeter!

Resim
Bitmeyeceğini sandığınız zindan gecenin ardından da sabah olur... Beklentilerinizi takar takıştırır, umutlarınızı giyip çıkarsınız evden. Emeğinizi ekmeğe çevirebileceğiniz değirmeniniz varsa ne ala... Yoksa ayaklarınız nereye götürürse... Boşlukta, gidecek yer yokken... Ayakları mı götürür insanları? Önden yürüyen aksak çaresizlik mi takip edilir? Etrafta kimse kalmamışsa, yalan olmuşsa dağlar, çürüdüyse asırlık çınarlar,  gönlünü şemsiye yapmayacak, kuytulara sığınmayacaksın da ne yapacaksın? Yaran varsa ve kanıyorsa, ne kadar az insana tesadüf edersen o kadar iyidir! “İnsan” dediğin meraklı olur... Hele bir de kolunun kanadının kırık olduğunu duyduysa bir yerlerden... Neyin eksikliğini hissediyorsan,  hayatında ne kötü gidiyorsa onu sorar. Bekârsan, ne zaman evleneceğini... Ayrıldıysan,  eski eşini, sevgilini... İşin yoksa görüşmelerini. Kiradaysan evini... Almaya niyetlenip de bir türlü alamadığın arabayı... Olmayan çocuğunu... Ola...

Şüphe

Resim
Eveeet ayıklayalım şimdi pirincin taşını... Yazılarımı takip eden arkadaşlar bilirler! Geçenlerde ‘ İnanmak İstiyorum ’ başlıklı bir yazı kaleme aldım, özünde de; ‘ Van’daki depremzedenin koli içerisinde bulup iade ettiği beş bin lira’ haberine pek de itibar etmediğimin altını çizdim... Van’daki kahramanın ortaya çıkmamasının garip olduğuna ve olayı inandırıcılıktan uzaklaştırdığına vurgu yaptım ! &&& Aradan bir hafta geçmeden, parayı bulan depremzede ortaya çıktı! &&& Karaladıklarıma sosyal paylaşım sitelerinde de yer veriyorum... Bu akşamüzeri Hürriyet Gazetesi ’ndeki haberin linki üzerine tutturulmuş notlar mesaj kutuma düşmeye başladı; “Kapak oldu mu?” “Tedavi ol!” “Şüpheciliğin gözünü çıkarttın”... Falan filan... &&& Şu dakikadan sonra izleyebileceğim iki yol var... Ya Türkiye gündemine oturan bu olaya inanmamakta devam edeceğim ve nedenlerini sıralayacağım... Ya da ‘ böyle olaylar da oluyormuş, bakın insanlık ölmemiş, hata yapmışım ’ ya...

İnanmak istiyorum!

Resim
İlk şaşkınlık atlatıldı... Medya manşet attı; “ Van’la ilgili bildiğiniz her şeyi unutun ...” Bildiklerimiz, canlı olarak izlediklerimizden ibaret! Yağma görüntülerini, vatandaşın battaniye alabilmek için yumruklaşmasını, insanların birbirini itip kakmasını, karmaşayı, düzensizliği, unuttuk gitti! &&& Nevresim içinde Van ’a giden beş bin lira hikâyesini, olayın da Silivri ’de cereyan ettiğini okuyunca, gecenin bir yarısı Ömer ağabeyi aradım... Hakikaten haberde anlatıldığı gibi; paranın sahibi Cemil Metin , Van ’a gönderilmek üzere evindeki eşyalardan bir paket yapmış, Silivri Belediyesi ’ne götürmüş... Burada toplanan yardımlar Büyükçekmece Belediye ’ sinin tırları ve diğer 12 belediyenin araçları ile Kadıköy ’e gönderilmiş... Bu esnada adı geçen vatandaş, yazdığı kitabı bastırmak için biriktirdiği beş bin lirayı yardım kolisinin içinde unuttuğunu fark etmemiş mi? Parasını bulabilmek için Kadıköy ’e gitmiş ama binlerce kolinin arasından nasıl çıksın? Hem tırlarda yola...

Beş dakika sonra

Resim
Sıcak, yer yer erimiş asfaltın hışırtısını dinleyerek gidiyorum... Klima hastalıklı nefesini yüzüme üflüyor... Cep telefonum çalıyor, arayanın kim olduğuna bakıp, açmama hakkımı kullanıyorum! Beş dakika sonra tekrar arıyor... Yine açmıyorum... Beş dakika sonra yine... Telefonda üç cevapsız çağrı oluyor... Keyfim, özellikle de arayan adamla konuşma isteğim yok! Çalan cep telefonuna bakmamak ayıp olarak algılanıyor, arayana geri dönmemek de, terbiyesizlik... Peh! Kim koydu bu kuralları, ne zaman ahlaki yapının içine soktu? Kendimi kötü hissetmem lazım o zaman! Alakası yok, aksine taciz edildiğimi düşünüyorum... Ya önemli bir şey varsa? Ya arayanın başı beladaysa? Ne yapabilirim ki? Şu an için, hiç... Arayana çok uzağım... Üstelik onun için bir şey yapmak da içimden gelmiyor... Sonunda merakıma yenik düşüyorum... “ Beni aramışsın duymadım!” “ Nerdesin be ağabey, telefonu açmayınca başına kötü bir şey gelmesinden korktum!” “ Yalan dünya ” diye ben buna de...