Kayıtlar

Can Baba etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Yemek de boş içmek de

Resim
Kent Meydanı yazan devasa binanın altındaki iskendercide karnımızı doyurduktan sonra ara sokaklardan kaldığımız otele yürüyoruz… Saat akşamın sekizi… Arkadaşlar yorgun olduğunu söylüyor, odalarına çekiliyor. Oyun bozulmasın diye ben de odama çıkıyorum… Cam kenarındaki berjerin yanına küçük bir sehpa koymuşlar… Mini bir vazo… Yapma kırmızı çiçek… Perdeyi çekince denizi görsem ya! Ay, yakamoz, savrulan çakıl taşları, bir iki telaşlı martı… Perdeyi çekiyorum… Günlerden pazar olduğu için kapalı iş yerleri! Tramvay geçeceği için bir tarafı kazılmış cadde… Tek tük geçen arabalar… Yalpalayarak yürüyen, gündüzden başlamış, kandili kim bilir nerede söndürmüş iki sarhoş… Yatağın üzerine bırakıyorum kendimi... Dalmışım! Sanki bir yere geç kalmışçasına fırlıyorum… Saat dokuzu çeyrek geçiyor. Duş alıp otelden çıkıyorum… Taksi durağında elleri ceplerinde, bıyıkları yeni terlemiş bir delikanlı karşılıyor beni, Arap Şükrü’ye getiriyor… Karşılıklı meyhanelerin sıra...

Yaşa da öyle git…

Resim
O kısacık… Odanın sarı ışığı yanıp, bir el perdeyi çekene, göz açıp kapatıncaya kadar geçen zamanda gördüm yaşlı teyzeyi… Yatağı pencerenin kenarında, güllü yorganı göbeğine kadar, beyaz tülbendinin uçlarını yılların alışkanlığı ile başının üstünde düğümlemiş, sokağı, geleni geçeni, yorgun, fersiz, sisli gözlerle izliyormuş meğer! Kaç yaşında? Sabahtan akşama ne düşünür? Kimleri hatırlar da iç geçirir bilmem! Rüzgâra karışan odun ve balık kokusunu, ahşap evlerin sokağa bakan bacalarından tüten süt rengi dumanı, dar sokaklarda sebepsiz ve telaşsız yürümeyi, peynir tenekelerinden yapılmış çöp kutularını, duvara sırtını vermiş kambur çalı süpürgelerini… İnsan neyi özlediğini, özleyebildiğini bile unutuyor, görene anımsayana kadar! Limanı, kumsalı döven beyaz köpüklü dalgaları, balıkçı teknelerini, denize kavuşamadan biten ve nedenini sorgulamadan kabullenmiş, mutlu dereye ve hatta martılara yüksekten bakan ve bir o kadar alçak gönüllü, köhne lokantanın sundurmasın...

O gün bugündür cevap aradığım bir soru var

Resim
Çiftlikköy , Çeşme ’nin güneydoğusunda, küçücük bir yerleşim merkezi... Çeşme’ye uzaklığı beş kilometre! &&& Çiftlikköy’ün Çeşme’ye olan uzaklığını, bizim gibi yörenin yabancısı olup, ilk gördüğüne yol soracaklara, yardımcı olmak için yazdım... Haziran güneşi tepede, öğle saatleri, arabayı gölgeye park edip, sahilde yürüyoruz... Uzun, çiçekli entarili bir bayana soruyoruz önce; “ Can Baba ’ya gideceğiz de Çiftlikköy nerede?” “ Sahili hiç bırakmayın doğru devam edin...” “ Yürüyerek gidebilir miyiz?” “ Tabi tabi...” &&& Kadın bizi başından mı savdı? Ruh halimi bozuktu yoksa gırgıra mı aldı bilemedik ama Allah’tan yolu başkasına sormayı akıl ettik! &&& Rumların yaşadığı dönemde Çiftlikköy’e; Catapane deniyormuş ve tütün ekimi yapılıyormuş... Yöre halkının geçim kaynaklarından biri de balıkçılıkmış... Şu an bölgede anason üretimi yapılıyor... &&& Lodos var, dalgalar kumsalı dövüyor, sahil boyunca devam eden yol, tenha... Önümüze b...