Kayıtlar

rakı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Dertli ile Derman

Resim
Sarı yağmurluğu ile sessiz sedasız yaklaşıp “rasgelsin” diyen... Adı neydi? Kısa boylu, kır saçlı, hafif toplu, yetmişli yaşlarda bir adamdı velhasıl! Denize, balığa meraklıydı... Toplarken görmediğim ağlar bırakırdı suya... Asmaları vardı bahçesinde, meşe fıçılarda şarap yapardı kendi elleriyle... İkram etmişliği, beraber içtiğimiz, lafladığımız olurdu... Keyfi yerindeyse uzun yaşanmış hikâyeler anlatırdı... Saat gece yarısını geçtikten sonra eşi seslenirdi bahçeden... İtirazsız, ayaklanır, giderken göz kırpar ve eklerdi; “ kadın çağırdığı zaman, gideceksin!” Gülüşürdük! Bir oğlu Amerika’daymış... Kışları onun yanında geçirirmiş... Geçen yıl bir kartona ‘satılık’ yazıp asmıştı bahçe duvarına... Neden bilmem bu sene olta atmadım onun evinin önünden... Belki; dereyi geçmek zor geldi... Belki; rahmetli Zeki ağbinin evinin, pansiyon olmasına bozuldum... Bana neyse! Anlayacağınız; ev satıldı mı, satılmadı mı haberim yok... Böyle oluyor... Bir hokus pokus, ins...

Sen ne dersen onu içerim

Resim
Dokunan olmasa akşama kadar otururum burada... Yok yok bir hafta otururum! Geceleri nasıl güzel oluyordur kim bilir? Havuz dolu olsaydı ve fiskeyeler çalışsaydı... Elinde tepsi ile şapkalı uzun boylu, kır saçlı bir amca geziyor masaların arasında... Gömleği, pantolonu ütülü... Birilerinin babası, birilerinin dedesi muhakkak! Emeklidir kanımca... İçkisi, sigarası, gece hayatı ve hiçbir kötü alışkanlığı yoktur, olmamıştır... Yıllarca erken kalktığı için erken de yatmıştır, çok seyrek mahalle kahvesine çıkıyor, ay sonlarında aldığı öteberiyi utana sıkıla bakkala yazdırıyor, eli bollaşınca da ilk iş borcunu ödüyordur... Sorsam birine “temiz adamdır” diyecek besbelli. Evde oturmaktan bezmiştir, yengeyle incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden atışmalar başlayınca... Tanıdıklardan çay bahçesinin sahibi de “gel istersen” deyince... Evde oturmaktan, kadın dırdırından iyidir be yahu! Hem, bütçeye katkıdır. Çalışmak ayıp mı arkadaş? Bak elin adamlarına, görmüyor muyuz...

Sırtımızdan her bıçaklandığımızda söylediğimiz gibi;

Resim
Bir martının gözlerinden bakma şansım olsaydı dünyaya... Kimsenin kimseye hakkı geçmesin’ diye... İnsanlara simit atar, ödeşirdim! Bahar geldiğinde insan toplar, bir su bardağının içine koyardım... Falına bakılmış, en papatya halimle... Sevgililer gününde, pembe bir kafes içinde insan hediye ederdim... Tüm bencilliğimle; “ Yalnız olunca konuşurmuş bunlar” der ve gülerdim en sempatik halimle... Hafta sonları sırf aktivite olsun diye küçük bir sandalda üç beş arkadaş insana çıkardım... Kovadaki insana takılır, çözüm bulamayınca... Rakı şişesinde insan olurdum! Rakı, insan, Ayvalık! Sırf sosyallik olsun diye; insanları koruma derneğine üye olurdum emekli olduktan sonra... Esaretle geçen yıllara inat! Kafama insan pisleyince piyango bileti alırdım, en büyük ikramiyenin bana çıkacağını düşünerek... Kar yağdığında iyi hissetmek adına ekmek ufalardım balkona insanlar konsun diye... Sevdiğimde insan gibi sadık olur, ekmek yediğim kaba sıçmazdım çok af ede...

Meyhaneye gelen adam neden bitki çayı içer?

Resim
“Şarap içelim” deyince, barın en üst rafının, örümcek bağlamış, kuytu köşesinden, birbirinden farklı iki şişe alıp masanın üzerine bıraktılar... “ Hangisi olsun?” Şişenin biri alengirli, üzerinde kabartma üzüm desenleri var, uzaktan bakıldığında boynu kısa, şişman bir adamı andırıyor... Etiketinde yazan ‘ merlot ’ detayını okuyunca, “diğeri olsun” diyorum... Tıpa açılıyor... Sirkeden hallice pembe sıvıyı kadehlere koyan meyaneci; “ şişesi 20 lira” diyor... Vurgudaki ‘ ona göre için ’ mesajını alıyor, ailesinden parası yeni gelmiş üniversite öğrencisi edası ile ellerimizi bacaklarımızın arasına sokup yanına peynir tabağı söylüyoruz... Çaresizlikten ve mekânsızlıktan , tavsiye ile geldiğimiz, ben diyeyim 35, siz deyin kırk metre kare, orta halli müşterilerin iş çıkışı; neredeyse dip g.te oturduğu, duvarlarına yanık yağ kokusu sinmiş, salaş bir mekân burası... Barda, uzun boylu taburelere tünemiş, orta yaşın üzerinde iki ağbi var... Biri rakı, göbekli olan bira içiyor... Rakı içenin c...

Baktığın yerde üzüm varsa... Senin suçun mu?

Resim
Bazen büyük ikramiye gibi olaylar yaşıyoruz da, o an farkına varamıyoruz... Bir yaz gecesi, Silivri’de Kılçık Balık Lokantası’nın balkonundayız. Ay, yakamoz, meltem, iyot kokusu, rakı, balık... Keyif namına ne ararsanız var... Yanımızdaki masaya Mustafa Keser gelip oturmasın mı? Şaka gibi yahu... Dürttük falan birbirimizi... Meşhur birini gördüğümüz zaman öyle olur ya! Dirsekleşiriz... Neden bilmem! Adam bir duble rakı içti, efkara geldi... Deryaya, mehtaba karşı bir patlattı mı; “ gurbette sevgilim aklıma düştün, nazende sevgilim yâdıma düştün...” Fonda ağustos böcekleri, balkonda çıt yok... Ayaklar yerden kesildi tabi... Tay tay durumları bilirsiniz... &&& Olmadık zamanlarda, olmadık yerlerde takılır mısınız şarkı sözlerine... Boş kafayla olmaz pek! Bazen zıvanadan çıkıyorum, okur musunuz sözü ya, yazmış adam; “ bakışından süzülen işvene kurban olayım” Kardeşim, ne yaşadın da yazdın? Nasıl kafayla yazdın? Hangi açıdan, nasıl gördün d...