Kayıtlar

şaka etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Köyün nesi olmak iyi?

Resim
Veresiye yazılmış bahardan kalma bir gün, şubat ayındayız oysa! “Şaka gibi” diyeceğim, değil, gerçek. Son günlerde mantar gibi türeyen ‘kahve’ ortamlarından birinde tembellik ediyorum. Beyaz koltuklar, rengârenk minderler, masaların arasına sıkıştırılmış ısıtıcılar... Fonda; Adele... Yan masada iki adam sohbet ediyor, tombul olan kısa boylu olanın dükkân sahibiymiş... Keyifleri pek bir yerinde... Ne güzel! Tulum peynirli gözleme ve çay, beş liraymış... Nerenin peyniri acaba? Ortam ve tulum peynirli gözleme olmamış sanki! Saçları jöleli, beyaz gömleğinin düğmeleri neredeyse göbeğine kadar açık, kravatı bir tarafta, aklı kim bilir nerelerde lise öğrencisi olduğunu tahmin ettiğim, eli tespihli, ‘köy ağası’ kılıklı bir genç oturuyor karşıma... Çok geçmeden kız arkadaşı geliyor... Kız babası ile arasının açık olduğunu neredeyse bir aydır konuşmadıklarını ve hiç de umurunda olmadığını anlatıyor, ağlamaklı olmasa inanacağım! Delikanlı, “ S..tir et diyor” en b...

Dertli ile Derman

Resim
Sarı yağmurluğu ile sessiz sedasız yaklaşıp “rasgelsin” diyen... Adı neydi? Kısa boylu, kır saçlı, hafif toplu, yetmişli yaşlarda bir adamdı velhasıl! Denize, balığa meraklıydı... Toplarken görmediğim ağlar bırakırdı suya... Asmaları vardı bahçesinde, meşe fıçılarda şarap yapardı kendi elleriyle... İkram etmişliği, beraber içtiğimiz, lafladığımız olurdu... Keyfi yerindeyse uzun yaşanmış hikâyeler anlatırdı... Saat gece yarısını geçtikten sonra eşi seslenirdi bahçeden... İtirazsız, ayaklanır, giderken göz kırpar ve eklerdi; “ kadın çağırdığı zaman, gideceksin!” Gülüşürdük! Bir oğlu Amerika’daymış... Kışları onun yanında geçirirmiş... Geçen yıl bir kartona ‘satılık’ yazıp asmıştı bahçe duvarına... Neden bilmem bu sene olta atmadım onun evinin önünden... Belki; dereyi geçmek zor geldi... Belki; rahmetli Zeki ağbinin evinin, pansiyon olmasına bozuldum... Bana neyse! Anlayacağınız; ev satıldı mı, satılmadı mı haberim yok... Böyle oluyor... Bir hokus pokus, ins...

Özlemediniz mi

Resim
Şey oluyor, mecburiyetten ilk defa karşılaştığın insanlarla bir masanın etrafına oturuyorsun, her yeni gelen önce elini uzatıyor sonra yüksek sesle adını söylüyor, sen de söylüyorsun... Bir iki dakika sessizlik... Yapılan iş, memleket, ortak tanıdık var mı deşmeleri... Hobiler, geçmiş tatil muhabbetleri, bir şekilde gezilen ülkeler,  kadınlar, yabancı kadınlar, bu konuda tecrübeliyim edaları, sanki neredeyse dünyanın bütün kadınları ile yatmış sırıtışları... Ortam alkollüyse ki benim en son çökmek zorunda kaldığım masa öyleydi... Felsefe! Öğütler... Başarı hikâyeleri... Hak etmediğim yerdeyim, çünkü kimseye takla atmıyorum, tavırları... Tekrar başarı hikâyeleri... “Aslında ben” söylemleri... Kültürel birikimlerin anlatılışı... Kişinin sürüden biri olmadığına etraftakileri inandırma çabaları... Şirinlikler, cevabı abuk sorular, komik olduğu düşünülen espriler... Etrafım geniştir, beni herkes tanır bacak bacak üstüne atışları... Şişede durduğu gibi dur...