Kayıtlar

savaş etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Arı

Resim
“Bir arıyı kokladığınız oldu mu hiç?” diye sormuş Yaşar Kemal. Arının koktuğunu kimse bize söylemedi ki! Aklımıza da gelmedi, başka şeylere kafa patlatıyorduk biz. Geçinmeye çalışıyorduk mesela, savaş çıkar mı diye endişeleniyorduk, elimizde avucumuzda olmayan, adını sürekli duyduğumuz dolar kemiriyordu beynimizin kıvrımlarını. Dolar çok yükselirse biz aç mı kalırdık? Dolar düşerse zengin mi olurduk? Sonra küresel ısınma vardı, kredi kartı borçlarımızı ödeyemiyorduk fakat buzullar eriyordu işte. Batmaz denilen koca gemiyi de bu dibi görünmeyen buz dağları batırmamış mıydı? Hani müzisyenler son dakikaya kadar keman çalıyordu. Filmini yapmışlardı da sarışın çocuk denizin maviliğinde kaybolurken hepimiz ağlamıştık, gençtik o zamanlar. Amerika’nın dostumuz mu, düşmanımız mı olduğu konusunda da kafamız karışıktı, ne yani başımıza bir hal gelirse yardımımıza Rambo yetişmeyecek miydi? Ya Rocky? Apollo öldüğünde de hepimizin gözleri sulanmıştı, yazlık sinemadaydık, genç...

Kostarika güzel memleket!

Eski model arabasını, dere kenarında, derme çatma büfenin bitişiğine park etmiş, oltaları denizde, derya kuzusu bekleyen yalnız adam siluetine imrenerek baktım! Çok değil daha üç sene evveline kadar... Aylakken! Günün hangi saati uyanırsam artık, burada alırdım soluğu... Kâh midye çıkarırdım, kâh kafayı çeker sahilde unutulmuş bir kayığın gölgesinde uyur, uyandıkça sanki bir yere yetişecekmişim gibi kolumdaki saate bakar bakar dururdum... Kitap alırdım yanıma, karasineklerin ve cümle börtü böceğin engellemelerine rağmen... Entelektüel bir görüntü çizmek değilim amacım, canım çok sıkılırdı, zaman geçmek bilmezdi, telefonum çalmaz, arayanım soranım olmazdı, onu demeye çalışıyorum... İşsiz adamın hatırını merak eden olmaz! Hakikaten olmaz... Uzun uzun anlatmaya gerek yok, yaşayan halden anlar, başına gelmeyene manasız gelir! Ara sıra bir araya geldiğimiz genç arkadaşlar işlerinin zorluğundan, amirlerinin sertliğinden, çalıştıkları şirketin akla, hayale gelmeyecek iste...

Mahalle olarak kalabilseydik

Resim
Çocukken mahalle savaşları yapardık... Bildiğiniz taşla, kafa, göz yarmacasına... Kafamız yarılana kadar sözde düşmanımızın ne hissettiğini bilmezdik! Başına taşı yiyen önce şaşkın gözlerle etrafa bakar sonra elini başına götürür, kanı görünce avazı çıktığı kadar bağırarak koşa koşa evinin yolunu tutardı... Tentürdiyotlar, gazlı bezler, dikişler... Tembihler! Bazen mahalle maçları sonrası çıkardı mahalle savaşları... Kaybeden yenilgiyi kaldıramaz bir bahane bulup saldırırdı... “ Penaltı vardı oğlum orada!” “ Kaleciye faul yaptınız!” “ Şu uzun boylu sarışın çocuk sizin mahalleden değil arkadaş, ilk defa görüyoruz... Hükmen mağlupsunuz!” “ Hani büyükler oynamayacaktı?” Büyüklerin her oyuna dâhil olduğunu öğrenmemize daha yıllar vardı! Kız meselesi yüzünden birbirimize girdiğimiz de olurdu... “ Aşağı mahalleden Murat bizim Ayşe’ye asılmış!” “ Bak şerefsize, sahipsiz mi sanmış kızı?” Mahallenin kızına yan gözle bakılmadığı gibi başkasına da baktırılmazdı...