Kayıtlar

samimiyet etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Laf işte

Yeni biçilmiş, kokusuna doyamadığım çimlerin bittiği, denizin bağrına yaslanmış yosunlu kayaların başladığı, arafa bilinçsizce atılmış bankta öylesine bir zamandır oturuyorum... Kıyıya demirlemiş yelkenli, ardında balıkçı tekneleri... Seyrek, eşofmanlarını giymiş, spor ayakkabılarının bağcıkları fiyonklu, güya sporuna koşan, yürüyen, kafası başka yerde insanlar geçiyor... İçlerinde, tanıdığım halde göz göze gelemediğimiz için selamlaşamadıklarım var... Hoş, yalandan gülümsesek, yılların verdiği alışkanlıkla başımızı öne doğru eğsek, biraz samimiysek, “samimiyet” derken; mevsimler içinde diğerlerinden daha fazla karşılaşıyorsak ve “ merhabalaşsak” ne değişecek? Bir selamdan, bir merhabadan değişim beklemek çocukluk ya! Laf işte... Can sıkıntısı benimkisi... Kimine göre; gaf işte!

Tezek Bohtur, kalorisi yoktur, stokumuz çoktur

Doğruyu söylemek gerekirse bir süredir kimseyi ciddiye aldığım yok... Buna sakallı ve uzun saçlılar da, Almanya’da hayat mücadelesi verenler de dâhil! Sever, sayarım o ayrı... Sevip, saymak yerinde ciddiye almak mıdır? Tartışılır... Olmak nedir ya? İçinizde kaç kişi oldum diyebilir? Peki, içinizde kaç kişi “sen oldun” dendiğinde inanabilir? İnanmak istiyorsa ona bir şey diyemem... İnsanların inanmak istedikleri hakkında da ahkâm kesecek değiliz ya! İsteyen, istediğine inanır... Engellenir, eleştirilebilir mi? Bu kimseyi ilgilendirmez... “İlgilendirir” diyenler de beni alakadar etmez! &&& Konuyu; 11.01.2009 tarihinde “Gönüllü yapılan işlerde ego olur mu?” başlıklı yazımda işlemiştim; “Geçen hafta Milliyet gazetesinin Pazar ekinde Filiz Aygündüz’ün Çetin Altan’la yaptığı söyleşi vardı… Sorulardan bir tanesi gerçekten enteresandı! “ Ahmet Hakan ödülünüzü kutladığı yazısında sizi “ köşe yazarı adı verilen tuhaf mahlûkların babası” ilan etti… Bab...