Kayıtlar

çay etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Köyün nesi olmak iyi?

Resim
Veresiye yazılmış bahardan kalma bir gün, şubat ayındayız oysa! “Şaka gibi” diyeceğim, değil, gerçek. Son günlerde mantar gibi türeyen ‘kahve’ ortamlarından birinde tembellik ediyorum. Beyaz koltuklar, rengârenk minderler, masaların arasına sıkıştırılmış ısıtıcılar... Fonda; Adele... Yan masada iki adam sohbet ediyor, tombul olan kısa boylu olanın dükkân sahibiymiş... Keyifleri pek bir yerinde... Ne güzel! Tulum peynirli gözleme ve çay, beş liraymış... Nerenin peyniri acaba? Ortam ve tulum peynirli gözleme olmamış sanki! Saçları jöleli, beyaz gömleğinin düğmeleri neredeyse göbeğine kadar açık, kravatı bir tarafta, aklı kim bilir nerelerde lise öğrencisi olduğunu tahmin ettiğim, eli tespihli, ‘köy ağası’ kılıklı bir genç oturuyor karşıma... Çok geçmeden kız arkadaşı geliyor... Kız babası ile arasının açık olduğunu neredeyse bir aydır konuşmadıklarını ve hiç de umurunda olmadığını anlatıyor, ağlamaklı olmasa inanacağım! Delikanlı, “ S..tir et diyor” en b...

Sen ne dersen onu içerim

Resim
Dokunan olmasa akşama kadar otururum burada... Yok yok bir hafta otururum! Geceleri nasıl güzel oluyordur kim bilir? Havuz dolu olsaydı ve fiskeyeler çalışsaydı... Elinde tepsi ile şapkalı uzun boylu, kır saçlı bir amca geziyor masaların arasında... Gömleği, pantolonu ütülü... Birilerinin babası, birilerinin dedesi muhakkak! Emeklidir kanımca... İçkisi, sigarası, gece hayatı ve hiçbir kötü alışkanlığı yoktur, olmamıştır... Yıllarca erken kalktığı için erken de yatmıştır, çok seyrek mahalle kahvesine çıkıyor, ay sonlarında aldığı öteberiyi utana sıkıla bakkala yazdırıyor, eli bollaşınca da ilk iş borcunu ödüyordur... Sorsam birine “temiz adamdır” diyecek besbelli. Evde oturmaktan bezmiştir, yengeyle incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden atışmalar başlayınca... Tanıdıklardan çay bahçesinin sahibi de “gel istersen” deyince... Evde oturmaktan, kadın dırdırından iyidir be yahu! Hem, bütçeye katkıdır. Çalışmak ayıp mı arkadaş? Bak elin adamlarına, görmüyor muyuz...

Günün başka saati olsa?

Resim
Tuvaletçinin çay demleyip sattığını simitçiden öğreniyorum... Günün başka saati, civarda da kuytusuna oturulacak adam gibi bir çay bahçesi olsa, titizlenip burun kıvırabilirdim... Beyaz peçetelerin ve limon kolonyasının üzerinden, hacetini giderenlerle, tuvaletçinin para alışverişi yaptığı cam bölmeden kafamı uzatıyorum... Ellili yaşların sonlarında olduğunu tahmin ettiğim, saçı sakalı birbirine karışmış kasketli bir ağbi, pijamalı en ev hali ile ki muhtemelen orada yatıp kalkıyor, televizyon izliyor... Yüzüme bakmadan ancak benim duyabileceğim bir ses tonu ile “ Elli kuruş...” “ Tuvalete girmedim...” “ Seni girerken görmedim zaten! Çay elli kuruş... Bozuğun yoksa çay da yok! Az önce birine yirmi lira bozdum...” Parayı uzatıp, küçük tüpün üzerinde kaynayan devasa demlikten, karton bardağa doldururken köpüren çayımı iki şekerle birlikte alıyorum... Saat sabahın altı buçuğu, güneş henüz doğmamış ve Yenikapı’dan Mudanya’ya gidecek olan feribotun hareket etmesine b...