Kayıtlar

Edirne etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Denk geliyor

Resim
Yazınca inanmayıp “sana mı denk geliyor” diyorlar… Aynen öyle oluyor! Bugün alışveriş merkezinde masaj koltuğuna, ayakkabılarını çıkarıp oturanını gördüm! Titreşimle, masajdan aldığı hazla,  ayak başparmaklarını oynatışını görmeliydiniz! Geçenlerde Edirne’de Saraçlar’ın girişinde, bankamatiğin önünde sıra bekliyorum bir taraftan yağmur çiseliyor, cebimde harçlığım olsa bir dakika durmayacağım ama ah şu parasızlık! Önümde kasketli bir ağabey var… Sıra ona geldi, kartı makineye sokması ile makinenin kartı yutması bir oldu… Eli ayağına dolaştı, telaşlı hareketlerle telefon etti hemen… Teselli ihtiyacı hissettim; “ kartın süresi bitmiştir ondan yutmuştur” dedim… Kartı ben yutmuşum gibi baktı ağabey… Sustum! Tahmin ediyorum telefondaki mekanik sesin şu tuşa bas, bu tuşa bas deyişine çıldırdı adam; “A.... kodumu robotu!” dedi… Korkudan gülmemi yuttum! Bardak şeklinde karton kutunun içerisine doldurulmuş tavuk parçalarını öğle yemeği niyetine mideye indiriyor...

Güzel sanatlar

Resim
  Deniz gören, kıyıya yakın, cümle kapısının trafiğe kapalı bir caddeye açıldığı, iki adımda ayaklarını suya sokabildiğin, tenha, müstakil olmadı çiçekli balkonu geniş, sobalı bir eve taşınmaya meylediyorum... Ev sahibi efendiden biriyse kira da olur! Gece vakti aklıma gelenlere bak! Bizim mahalle de tenha sayılır oysa... Sokaktan ara ara geçen araçların motor gürültülerini, aşka gelip yüksek sesle şarkı söyleyen yanık sesli komşumu, kime ait olduğunu bilemediğim horlamaları saymazsak “çıt” yok... Sabahları ötüp bize “ha yaşa” dedirten, gül cemalini göremediğimiz, bitişik balkonlardan birinde gizli gizli bakıldığından şüphelendiğim gizemli horozumuz bile var... Balkonda horoz mu beslenirmiş, uyduruyorsun diyeceksiniz... Eve geldiğinde hem renk, hem karakter değiştiren, bukalemuna bakan fakat baktığının bukalemun olduğundan bihaber insan var! Öyle bir evin kirası kaç para acaba? Hem neden kiraya versinler ki? Kendileri oturur... Belki çok zenginlerdir... Olamaz mı? Belki baba...

Avrupa sosyetesi aslında nereli

Resim
Hürriyet Gazetesi ; “ İstanbul Sosyetesi Aslında Nereli ” başlığı altında bir liste hazırlamış... İş dünyasından, sanat dünyasına uzanan 70 aile sıralanmış... Sabırla isimleri ve memleketlerini okudum, içlerinde bir tane Trakyalı yok! Azıcık bozulmakla beraber nedenine takıldım... &&& “ Trakyalı sevmez şatafatı ” deyip çıkacağım işin içinden ama durumumuzu anlatan atasözü var; “ horozum olsun ibikli olsun ötmesin ”... “Ne alakası var” demeyin... Köylere çıksak birlikte, garajlarda yatan, kontağı bir yıldır çevrilmemiş traktörleri saysak... E mazot pahalı! Traktörü alırken ucuz muydu? E işe yaramayan traktörleri neden aldık o zaman? Ötmesin diye mi? Yoo... Traktörleri alırken ekip biçecek tarlamız vardı şimdi yok... Sattık arazileri... Çocuğu evlendirdik, araba aldık, kıza muayenehane açtık... Tarlalara kıydık, traktörlere kıyamadık! &&& Değerlidir bizim Trakyalının çocuğu, ya bir ya da iki tanedir... Gurbete gitsin, sosyeteye girsin istemez, dizinin dibind...

Bizim Bahçe

Resim
Griye boyanmış, emekli kamyon jantlarından yapılma soba ile göz temasındayım... Utangaç biraz! Kapağı açıldığında sanki bir şey söyleyecek de neden bilmem vazgeçiyormuş gibi! İnadına nazlı yağıyor kar Edirne’ye... Rüzgâr yok, ses yok, çıt yok! Kuytusuna sığındığım kahvaltı salonunun garantisinde, cama neredeyse burnumu dayamış, ekmek kırıntılarını gagalayan serçeleri izliyorum... Gece burada kalayım diye geçiriyorum içimden... Akşam da ya Kime Ne ’ye, ya Zindan Altı ’na olmadı Asmaaltı Ocakbaşı ’na giderim... Ya kar dinmezse? Ya bir hafta devam ederse? Eskiden olsa yarını, öbür günü düşünmeden otelde alırdım soluğu... “ Ne kadar kalacaksınız?” diye soran resepsiyon görevlisine “kısmet” derdim gevrek gevrek... Bir şişe Yakut ’u gazete kâğıdına sardırır sıkıştırırdım koltuğumun altına, oldu olacak bir kangal da sucuk en baharatlısından... Kapağı Kent Ormanı ’na atardım... Soğuk olur ya, varsın olsun... Ruhumuz donacak değil ya! Tek başıma tadı çıkmaz, ahbap da lazım... O’nu da bulurdum...

Nereye gitti bizim Trakya

Resim
Yağmur yağıyor. Sessiz, sakin... Eh, biraz da çamurlu yollardayım... Tenha Trakya köylerinden geçiyorum... Çoğu kerpiç evlerin bacaları tütüyor... Evler hepinizin bildiği gibi... Hani; ilkokula başladığımızda küçük resim defterlerine çizdiğimize benzer, iki pencereli, dışarıdan bakıldığın da yanan ampulü görünen... Üzerinde kuşların uçtuğu... Bahçeli, bir başına... &&& Fırsat buldukça köy kahvelerinde küçük molalar verip, kasketli ağbilerle sohbet ediyorum... Çoğu; “ emekliyim” diye başlıyor cümleye... Öğretmen, memur, işçi... Hikâyeleri neredeyse aynı! Ya okumak için ayrılıyorlar köyden... Ya da askere gidip geldikten sonra... Düğünde tanıştığı kızın peşinden gidenlere de rastladım! Laf aramızda onları daha bir cesur buluyorum ... Serde delikanlılık olunca, bırakmak , gitmek , kopmak daha kolay oluyor tabi... &&& Çay ısmarlıyorlar, mutlaka “karnın aç mı diye” sorup içten, samimi davranıyorlar... Hepsinin anlatacak uzun hikâyeleri var ama dinleyecek adam y...

Ne güzel yahu!

Resim
Parmaklarımın ucunda hırsız tedirginliği ile merdivenlerden iniyorum, otelde çıt yok... Kimseler uyanmamış daha... Gazeteler gelmiş, resepsiyona bırakılmış, birini alıp koltuğumun altına sıkıştırıyorum... Kahvaltı salonu boş, televizyon açık... Ekmek kızartma makinesini görünce gülümsüyorum... Biraz yeşil zeytin, iki dilim domates, beyaz peynir, rafadan yumurta... Keyif be birader... &&& Güvercinleri, çöp tenekesinin dibine kıvrılmış, düşünceli gözlerle etrafı izleyen sokak köpeğini... Boşaltılmış, neredeyse yıkılmak üzere olan ahşap evin yalancı kuytusunda sabahlamış sarhoşu ve aceleyle sokakları süpüren çöpçüleri, sahi bir de beni saymazsak, ortalıkta kimse yok... Ne güzel yahu! Bu sabah; benim ulan her yer! Bu şehir;   o adını, hikâyesini bilmediğim, sebebini soramadığım sarhoşun... İçiyorsa; sebebi vardır muhakkak! Bu şehir;   herkesten önce uyanan, geçim derdine, nafakasına, süpürgeyi, faraşı ekmek teknesi yapanların!   Özgür, ürkekliğini üzerinden at...

May Way

Resim
Yatıya hazırlıksız yakalanınca, ilk gördüğüm tezgâhtan alacalı bir çift çorap, ayıptır söylemesi bir de don aldım! Fanila da alacaktım bulamadım! Çorap bir lira, donun fiyatı; üç lira... Traş bıçağı, diş fırçası ve macunu... Ertesi güne hazırlık tamam... &&& 22 odalı otelin, yirmi odası doluymuş! Kalan, üç tek yatağı olan odaya yüz yirmi beş lira istediler... Pazarlığa giriştim... Al takke ver külah 95’e anlaştık, oda numaram 209... Otelde asansör yok... Eski bir bina, koridorlarda hafif küf kokusu var... Odamın kapısı dışarıdan kilitlenmiyor... Tuvaleti, banyosu temiz, havluları yeni, televizyonu kocaman... Üç yatak olunca şımardım tabi! Televizyona en yakın olanını seçtim... Keşke odada bir soğutucu olsaydı! Uzandım öyle, uyuya kalmışım... &&& Akşam sekiz gibi, midem dürttü... Saraçlar kalabalık... Soluğu Asmaaltı Ocakbaşı ’nın balkonunda aldım... Daha önce Metin getirmişti beni buraya, zaman az olduğu için keyfini çıkartamamıştım... Kurduk masayı! Fonda...

Mevsim Anormalleri

Resim
Sonbaharın insanlara şakası... Bugün bir ara Edirne’de hava sıcaklığı 37 dereceydi! &&& Sokakta vatandaş meteoroloji uzmanı olmuş...(!) Kasım ayının on beşine kadar hava sıcaklıklarının böyle devam edeceğini sonra bir hafta yağmur yağacağını, pastırma sıcaklarının aralık ortasına kadar süreceğini ve aralık ayında hava sıcaklığının ortalama on sekiz derece olacağını öngören adam var! Tanıyorum! Akşam eve gelince acaba bir yerde mi okudu diye; internetin altını üstüne getirdim, bir şey bulamadım... &&& Başka bir ağbi; önümüzdeki haftadan itibaren hava sıcaklıklarının beş derece düşeceğini sonrasında mevsim normallerinde seyredeceği iddiasında bulundu! &&& Sanıyorum temmuz ayı ortalarıydı, bir cuma günü öğleden sonrası Saraçlar’da kahve keyfi yapıyorum... Ortalık güllük gülistanlık, güneş tepede... Hava aniden bir karardı on dakika sonra çakıl taşı büyüklüğünde dolu yağdı... &&& Yağışlar haziran ayına kadar sürünce; bu sene yaz gelm...