Kayıtlar

Milliyet Blog etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Oturdum mu şu mutfak masasında ben o kadar?

Resim
Gülüyorum… Sana değil… Sana nasıl gülerim kim olduğunu bile bilmiyorum… Böyük köşe yazarı, kitap anlatmış bugün! Merakla ne yazacağını bekliyordum oysa… Böyle günler de… “Böyle günler de” derken? Böyle acılı günlerde demek istedim… Ne yazacağını bilemiyor insan. Benim karalamalardan ne olacak, salata, ne bileyim tatlıdan sonra içilen su niyetine… Balıktı, midyeydi, oltaydı, meyhaneydi, sarhoştu, sahilde banktı, kuyruksuz kediydi, akasya ağacıydı, öğlen uykusuydu, kitaptı… Ivır zıvır işte! İnanmayacaksın dün gece, sabahın üçüne kadar dört sayfa yazdım, tam Sevginar Hanıma gönderecektim… Eeee? Sildim yazıyı… Yarın iş var be oğlum Ali dedim… Sana mı kaldı memleket meseleleri dedim… Vurdum kafayı yattım. Bir rüyalar bir rüyalar… Adamın biri musallat oldu rüyalarıma ya neyse, hayırlara çıka! Bu kaçıncı oldu beya… Televizyona bir çıkıyor, laf aramızda asker arkadaşımı görmüş gibi oluyorum… Tanıyanlar bilir benim geçim gazozdan… Çorbayı limonatadan çı...

Zordur Milliyet Blog’tan ayrılmak, neden mi?

Resim
Milliyet Blog, zamanında yağmurdan kaçarken sığındığım saçak altı oldu benim için, aynı zamanda okuldu... Rahmetli Mustafa Mumcu’nun az fırçasını yemedim... Nur içinde yatsın... Bu yaşananları görseydi ne söylerdi bilmem! Hayatın kendisi başlangıçlardan ve bitişlerden oluşuyor... Harekete geçmiş bir şeyin günün birinde durması da, tekrar hareketlenmesi de normal! &&& Uzaktan bakıldığı zaman sorun; yazanların egosu, kendine benzetme çabası, değerli hissetme arzusu, biraz naz, biraz da küskünlük gibi dursa da, özünde; beklentiler ve hayal kırıklıklarının tetiklediği isyan var! &&& Milliyet Blog’taki yazıları nihayetlendirdikten sonra, editör Başak hanımla birkaç defa mailleştik, kibar, işini seven biri... Usulünce neden ayrıldığımı sordu, dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım... Bitti... Giderken peşimden birileri gelsin diye yaygara kopartmadım... Olayı ajite etmedim... Kimseye kırgınlığım, küskünlüğüm yok ve hala siteye girip tanıdığım yazanların kaleme aldı...

Tezek Bohtur, kalorisi yoktur, stokumuz çoktur

Doğruyu söylemek gerekirse bir süredir kimseyi ciddiye aldığım yok... Buna sakallı ve uzun saçlılar da, Almanya’da hayat mücadelesi verenler de dâhil! Sever, sayarım o ayrı... Sevip, saymak yerinde ciddiye almak mıdır? Tartışılır... Olmak nedir ya? İçinizde kaç kişi oldum diyebilir? Peki, içinizde kaç kişi “sen oldun” dendiğinde inanabilir? İnanmak istiyorsa ona bir şey diyemem... İnsanların inanmak istedikleri hakkında da ahkâm kesecek değiliz ya! İsteyen, istediğine inanır... Engellenir, eleştirilebilir mi? Bu kimseyi ilgilendirmez... “İlgilendirir” diyenler de beni alakadar etmez! &&& Konuyu; 11.01.2009 tarihinde “Gönüllü yapılan işlerde ego olur mu?” başlıklı yazımda işlemiştim; “Geçen hafta Milliyet gazetesinin Pazar ekinde Filiz Aygündüz’ün Çetin Altan’la yaptığı söyleşi vardı… Sorulardan bir tanesi gerçekten enteresandı! “ Ahmet Hakan ödülünüzü kutladığı yazısında sizi “ köşe yazarı adı verilen tuhaf mahlûkların babası” ilan etti… Bab...