Kayıtlar

futbol etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

İncir çekirdeği

Resim
 “İncir çekirdeğini doldurmayacak şeyler yazıyorsun” dedi bir arkadaşım… Meğer yazdıklarımın hepsini okurmuş da benim haberim yokmuş… Sosyal paylaşım siteleri sağ olsun! Ölmeden şair ve yazar olmanın zor olduğu bir ülkede incirin çekirdeğine kafayı taksan ne, takmasan ne! Genelde, yaşadıklarımı, gördüklerimi, hissettiklerimi karalıyorum, laf aramızda bazen işin içine hayal ürünü serpiştirdiğim de oluyor… İtiraf ediyorum bir iki defa da; bana anlatılanı kendim yaşamış gibi aktardım! Ayıpmış gibi gelmedi. Hoş şimdi de gelmiyor… Yaşadıklarım incir çekirdeğini doldurmuyorsa, ben ne yapayım?(!) Sıradanlıkları, herkesin yaşama ihtimali yüksek olayları, yazmayı seviyorum. E yazdıklarımdan bir beklentim de yok. Ben de böyleyim anlayacağınız… ‘Anlayacağın’ sevgili dostum. Bir dönem futbol yazdım. Gördüm ki; yazılan yorumlardan bazıları ağza alınacak şeyler değil… Caydım! Türkiye ve dünya gündemine takıldım. Trenin vagonlarından birine hapsolmak gibi geldi b...

Aslında kazanmak nedir ki?

Resim
“ Aslında kazanmak nedir ki? En büyük zaferi kazandığında bir Antonius olduğunu düşün... Paris’e geldiğini ve o takın altında olduğunu ve bütün insanların senin altında olduğunu düşün ve gücün en üstünde olduğunu... Yalnız kaldığın o anda, ne oldu be? Şimdi ne olacak diyorsan... Kaybedensin sen, kaybetmişsin... Yani o anda en büyük zaferin içinde kaybetmişsin ...” Kaybedenler Kulubü &&& Bir boksör olduğunuzu düşünün... Hayatınız ringlerde geçiyor ve çok çalışıyorsunuz... Devirmediğiniz rakip yok, tepedesiniz ve şampiyonsunuz... Günün birinde, hiç aklınızda yokken, hani derler ya; durup dururken... Kazandığınız maçlarda şike olduğu ve rakiplerinizin size para karşılığı yenildiği söyleniyor... İnanmıyorsunuz... Hayır hayır inanamıyorsunuz... O kadar çalışma, alın teri, stres... Kendinizi kafanızda koyduğunuz yerden, zihninizin uçurumlarından aşağıya atıyorsunuz! &&& Bu akşam televizyon izlerken şike yaptığı iddia edilen takımlardan birinde top koşturan ve ku...

Bu yıl da baharı beklerken, yaz geldi geçiyor ...

Resim
Dün gece Milliyet Blog ’taki eski yazıları yeni mahalleye taşımaya niyetlendim... İki yüze yakınını naklettim ve uyudum... Sahi, meraklısına yeni mahallenin adı; http://www.aligulcu.blogspot.com/ Sabah çok erken uyandım ve otuz tanesini daha taşıdım... Akşam işten eve geldiğimde, hepsini sildim! Neden? Nedeni; karışık biraz... Öncellikle altı yıl önce kaleme aldığım yazıları saçma buldum...( Bir altı yıl sonra şimdi yazdıklarım da saçma mı gelecek? ) Yazılardan bir bölümü güncelliğini kaybetmişti... Çok tıklanma sevdasına magazine ve futbola bulaştığım için kendime kızdım... Sevdiğim yazıları da... Nasıl anlatmalı bilmem ki; hani bir haftalığına tatile gidersiniz, deniz kenarında bir balık lokantasında otururken, fonda çalan, bildik bir müzik eşliğinde, güneşin batışını izlersiniz... Manzara oraya aittir! Alıp evinize götürme şansınız yoktur... İğreti duracağını ve yaşarken aldığınız hazzın yerini tutmayacağını bildiğiniz için, fotoğrafını çekip duvarınıza asmazsınız... Tam olarak b...

Ali topu... Atmamıştım!

Resim
Hafta içi halı saha maçı yapıyoruz... Göbekli olduğum için beni göbekte oynatıyorlar! Aynı şirkette çalışanlar, bir takım kurup sahada ter dökmeye başlayınca, diyaloglar komik oluyor biraz, hele bir de hiyerarşi varsa! &&& Askerim, gazinoda oturuyorum... Televizyonda şarkı, türkü izliyoruz... Ercan Üsteğmen’in postası kan, ter içinde geldi. “ Ali seni komutan çağırıyor.” “ Neden?” “ Bilmiyorum ağabey, “çağır gelsin” dedi... Ben de geldim” “ Çayım bitsin geliyorum.” Gitti çocuk... Çayım bitti bir çay daha söyledim... Posta tekrar geldi... “ Ali gelsene, kızdıracaksın melek gibi adamı...” “ Yahu Ercan Üsteğmen benim Bölük Komutanım değil, ne işi var benle, hem görevden yeni geldik... Çay bile içemeyecek miyiz yahu... Geliyorum birazdan idare et, “bulamadım” de, hadi çömezim, hadi kardeşim.” Çocuk tekrar gitti... Çok geçmeden yine geldi. “ Ali gelmezsen o geliyormuş!” Çayı yarım bıraktım fırladım... Odasının kapısında Ercan Üsteğmen......