Kayıtlar

adam etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Ne bileyim bilmem

Resim
Sarı ışığı ile odayı aydınlatmaktan yorgun ampulün cefasına son veriyorum... Uykum yok... Aralık bıraktığım pencereden eli hançerli, gözü kara, en kabadayı hali ile ayaz giriyor içeriye... Nemli duvarları kokluyor, yüzümü yokluyor, ben ürperirken, köşedeki örümcek ağı titriyor... Tahta kurtları, bilmem kaç senelik aynalı gardırobun ciğerlerini dişlerken, sigara dumanından sararmış tüller; rüzgârın gülüşüne aldanıp eteklerini savuruyor... Bir topuk tıkırtısı oluyor sokakta... Bir araba duruyor... Bir adam konuşuyor açık saçık... Bir kadın gülüyor... Bir zaman sonra topuk tıkırtısı arabanın egzoz dumanında kayboluyor... Kimi zaman ucuz parfüm koksa da, hayat devam ediyor... Falanca; okuyarak öğrenemeyeceklerini, günün ilk ışıkları ile pişman olma pahasına, belki de ihtiyaçtan, yaşayarak öğreniyor... Filanca; uçkurunun kölesi, bu gecelik keyfi yerinde! Yarın ola hayır ola!   Çok okuyan mı, çok gezen mi? Ne bileyim! &&& Karanlık, soğuk odanın, dünyaya açılan mendilden ha...

Garip adamlar

Resim
  “ Denize düşen yılana sarılırmış ” dedi adam... Telefonu kapatmak geldi içimden, sebepsiz bekledim! “ Son çare olarak seni aradım... Bize yardımcı olabilir misin?” Sustum... Sonra adamın, ağzından çıkanı kulağının duymadığına veya kurduğu cümlelerin manasını bilmediğine kanaat getirdim, hoş başka da şansım yoktu...(!) Şimdi anımsamadığım bir şeyler söyleyip kapattım telefonu... Adamın numarasını telefonun hafızasından sildim... Hoş; aradığım da yoktu, zamanında takılmış, bir şeyler içmiştik, hepsi o kadar! &&& Bir tanıdık oyuncu olmuş, bildik ne kadar dizi varsa oynamış... İzleyince şaşırdım, hoşuma da gitti... Bravo Zagor ’a! Başka bir tanıdık, kız arkadaşından ayrılmış... Kaçıncısı bilmem! Kafası da çakır... Döküldükçe gözlerimi aça aça dinledim... Hikâye başkasının olunca dinlemek pek keyifli, akıl vermek de kaçınılmaz! Konuşmanın sonuna “evlen sen evlen” diye fiyonk attım... Sövdü, masadan kalktı herif... Çaresiz hesabı ödedim lakin pişman değilim! &&...

Olmuş gibi yaparız...

Resim
Öyle saçma sapan bir laf var; gidene “kal” denmez! Gidene “kal” diyemeyiz ki biz zaten,  sıktıramayız... Arkasından bakarız... “ Güle güle” bile diyemeyiz... Susarız... Önümüze bakarız... Susar, önümüze bakar... Tekrar susar bir gün önümüze bakarken... Bakarız işte! Sığır gibi gidenin arkasından bakarız... Ağzımızı açıp tek kelime söyleyemeyiz... İçinde “gurur” geçen bir sürü cümle kurabiliriz... Gururun tanımını yapamayız belki ama yeri geldiğinde; kendimizce, anlamını çıkarabildiğimiz kadarıyla gururun daniskasını yaparız... Gurun kendisi olamasak bile gölgesi oluruz! Onu da olamayız ya, olmuş gibi yaparız... Zaten hep öyle yapmıyor muyuz? Sevmiş gibi , sever gibi , ilgilenir gibi , umurumuzdaymış gibi sanki o olmazsa nefes alamayacakmış gibi , sevişir gibi , mutluymuşuz gibi ... &&& “Kal” demek külfetlidir... Yürek ister! Herkes beceremez... Yerinde; ben buradayım, arkandayım manası taşır, sorumluluk, sahiplenmek gerektirir... Gitmek mi zor, kalmak mı geyiğine ge...