Kayıtlar

gece etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Gece

Gece… Gökyüzünde ay, oğlak derisinden yapılmış ve ardından ışık tutulmuş tefi andırıyor… Bilmediğim köhne bir bahçede, dut ağacının kuytusuna saklanmış, üzeri muşamba kaplı masada oturuyorum… Uzakta bir köpek havlıyor… Kime bilmem! Bir sivrisinek geçiyor kulağımın dibinden… Derenin sesine cır cır böcekleri eşlik ediyor… Ay; koyu sarı… Pastırma yazı gibi… Sonbahar gibi… Ayrılık gibi… Yaşlı bir kadının elleri, tanrıların dünyayı izleyen tek gözü gibi… Sessizlik(!)

Ay yoktu ve gökyüzü bulutluydu…

Resim
Geceydi… Ay yoktu ve gökyüzü bulutluydu… Serindi… Midyeci tezgâhı toplamış, pamuk helvacı eve gitmek üzereydi… Balık lokantasının iki masası kalmıştı ve garsonlar sürekli saatlerine bakıyordu… Udi yorulmuş, ızgaracı bıkmış, mezeci çoktan rakı sofrasına oturmuştu… Çay bahçesinin ışıkları sönmüş, gündüz seyyar köftecinin durduğu yerde bir sarhoş uyuyordu… Sarhoşa özeniyor, gözlerimi kapatıyor… Derine inemiyordum. En az onun kadar demli ve gamlıydım oysa! Paltomun yakalarını kaldırdım, ellerim ceplerimde, ayaklarımı öne doğru uzattım… Eski bir bankta değil de, sıcak bir yaz günü, kumsalda uzandığımı hayal ettim! Deniz masmaviydi ve dondurmacının önünde kuyruk vardı… Küçük bir çocuk yengeçten, sarışın uzun boylu kadın, yanındaki adamdan, adam hayattan korkuyor, kimse korktuğunu belli etmiyor, en büyük artistlere nispet yaparcasına mutluyu oynuyordu… Sıcak bir yaz günü, kumsalda uzanırken ve dondurmacının önünde kuyruk varken… Serin, aysız bir gecede, eski b...

Madem öyle

Resim
Işıklar sönüp de insanlar karlı geceye yatıp, buz gibi bir sabaha uyanmadan evvel... Camları açıp, bir sigara yakıyorum... Keşke manzaramız güzel olsaydı da ballandıra ballanıdara anlatabilseydim! Ne ışıl ışıl yolcu gemileri geçer buralardan, ne ada vapurları yanaşır bahçemize... Etrafını ağaçların çevirdiği, nereye çıktığını bilmediğimiz uzun patikalarda faytonlar gezmez... Başınızı yastığa koyduğunuzda arnavutkaldırımında yürüyenlerin ayak seslerini, öksürüklerini, topuk tıkırtılarını, bozacının sesini duyamazsınız... Kumsalı dalgalar dövmez... Lodos, camları iki eli ile tutup sarsmaz... Kurbağaların vırakladığı, yaz aylarında ayaklarımızı sokup serinlediğimiz, söğüt ağaçlarına sırtımızı verip, olta attığımız bir derecik dahi akmaz... Yakınlarda orman, koruluk, ağaçlık hadi fidanlık bile yoktur... İnsan; “horoz ötsün de zamansız ötsün” der mi yahu?    &&& Uzaklarda yanıp sönen ışıklar, bacalar, yüzünü güneşe çeviren ayçiçekleri yerine, gözlerini bilmem nerele...