Kayıtlar

dedikodu etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Utandı Garson

Resim
Denize yakın atılmış, ahşap masalardan birinde oturuyor, kâh martılara bakıyor, kâh karabatakla dalıp çıkıyorum. Kalabalık, uğultu… Şımarmış, kolay elde etmiş insanlar, ego fışkırmaları… Dudak bükmeler, burun kıvırmalar, hamlığın verdiği “oldum” edaları… Yalnızlığın, sevilmemenin tetiklediği saldırganlık! Kaybetme korkusu… Çocuklara; azar. Büyüklere; paylama. Saygısızlık! Çirkef! Dedikodu! Buram buram mutsuzluk… Kokuşmuşluk! Eskiden kaliteli insanlar gelirdi buraya. “Orası neresi?” diyeceksin, boş ver! Bağıra, çağıra döver gibi konuşulmaz, uzaktan birilerine avaz avaz seslenilmezdi… Park yerindeki arabalar eskiye nazaran daha pahalı oysa! Yan masada oturan, uzun saçlı, top sakallı, beş dakikada üç defa seslendi garsona, kahveleri sordu… Garson gülümsemeye çalışarak üçüncü kez aynı cevabı verdi; “ hemen getiriyorum…” Getirdi de… Bu defa kahveyi beğenmedi adam; “ sıcak su ile yapılmış” dedi yüzünü ekşiterek… Top sakalın hanım arkadaşları ...

Gri

Resim
Havaalanı tuvaletinde cep telefonumu unutmuşum, klozette oyun oynayanlardanım imkân varsa daha çok okurum aslında… Şu cebe sığan kitaplardan edinmeli! Arkadaşın telefonundan beni aradık bir adam açtı! Bagaj kabuldeymiş, gittik aldık! Tuvalette bulduğu telefonu neden alır insan? Güvenliğe veya oralarda görevli birilerine teslim etmek için mi? Etmemişti oysa! Niyeti farklı olsa kapatabilirdi… Belki kapatmaya zamanı olmadı. Şu telefonu alan adam, iyi mi kötü mü? Ya telefonu unuttuğumu daha geç fark etseydim. Ya o uçağa binmiş olsaydı. Adamın iyi olduğunu düşünmek istiyorum yoksa telefonu neden açsın! Olay, neye inanmak istediğin ile ilgili aslında… Biri çıkar, aldatıldığını söyler… Zamanında başına gelmiştir, “olamaz, yapmaz” dersin içine de bir kurt düşer, kemirir kemirir, takip etmeye başlar, gözünle görene kadar inanmamak için elinden geleni yaparsın! Hoş bazen kendi gözüne bile inanmaz kulp bulursun, “ benzettim” dersin “ bu saatte işte, bana ...

Son dakika

Resim
Daha iki yıl öncesine kadar, barajlardaki su seviyesi azalmaya başladığında, yaklaşan kuraklıktan, susuzluktan kırılacağımızdan bahsediliyordu... Şimdi mini buzul çağı hikâyeleri anlatılıyor! Dünyanın bilmem neresindeki, adını daha önce hiç duymadığımız profesörlerin yaptığı araştırmalar ve sonuçları gazeteler ve televizyonlarda yer almaya başlayınca, derdi olmayan! Vatandaş konuyu mahalle kahvelerine, lokantalara taşıyor... ‘Televizyon’ demişken... Şu organ nakli haberlerinden yıldım, yeter yahu! 2012 yılının aralık ayında Maya takvimi yüzünden kıyametin kopacağına inananlar ve bu inançlarını okudukları bir iki yabancı kitaptan öğrendikleri bilimsel terimlerle süsleyip anlatanlar, hatta olayı abartıp oturup kitap yazanlar var... Yahu aralık ayında kıyamet kopsa, bankalar kredi verir mi? Her sene denize kıyısı olan bir bölgemizde gel git yüzünden deniz çekilir, ertesi gün haber manşetlere düşer; “ Tekirdağ’da deniz çekilince halk deprem korkusuyla geceyi sokaklarda geçirdi...”...