Kayıtlar

eskiden etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Para yokken herkes kardeş!

Resim
Günden geriye; isminin Ali olduğunu öğrendiğim mahalle bakkalı kaldı aklımda… Otuz yıllık bakkalmış! Hani o çocukluğumuzda kalan; leblebi tozu, çatapat, topaç satılan bakkallardan… Plastik toplar, kocaman renkli bir filenin içerisine doldurulmuş çocukları bekliyor, tanesini 1 liraya satıp 25 kuruş kazanıyormuş Ali bakkal… “ Bereket versin” diyor… “ Alamazdık” diyorum topları işaret ederek… Yaşımı soruyor, “ kırkı devirdik, kırk bir” diyorum… Aramızda altı yaş varmış, o; kırk yedi!   “ Babam da bakkaldı benim… Şu köşedeki eski binayı görüyor musun, dükkânımız oradaydı… Bir evin bir oğluydum, babamdan ne kaldıysa hepsini yedim… Dur çay söyleyeyim sana...” Dediğini yapıyor, komşusu kahvehanenin camını tıklatıp iki parmağını görmediğim kahveciye sallıyor… Çok geçmeden kasketli, ayağı terlikli, omzu havlulu, saçları dökülmüş, bıyıklı bir adam çayları getiriyor… Ali bakkal anlatıyor; “ Yokluktu ya eskiden, değerliydi her şey, insanlar kadir kıymet bilirdi… Bak ...

İnsanlar evlerin ruhu

Resim
Dijital göstergesi yirmi iki dereceyi işaret eden aracı, toprak yolun kenarında yeşermeye başlamış, buğday ekili olduğunu tahmin ettiğim mendil büyüklüğünde tarlanın köşesine bırakıyorum... Üzerimde soğuk, çetin ve bıktırıcı geçen kış günlerinde inat, siyah kısa kollu tişörtüm var... Sessiz... Uzakta bahçelerde çalışan insan siluetleri, mendil büyüklüğünde tarlanın bitiminde yıkılmak üzere olan yorgun briket duvar, duvarın ötesinde; öğrencilerini yıllar önce şehirlere kaptırmış, kâra tahtası ağarmış, avurtları çökmüş, cıvıltısını kaybetmiş hüzünlü köy okulu var... Değişmeyen tek şey; tuvalete uyandığım şansız gecelerde yanlarından korkudan titreyerek ve mümkün olduğu kadar acele ederek geçtiğim çam ağaçları... Ve sahi; eskiden tahta çitlerin çevrelediği, iki menteşeli ahşap kapısından evdekilere seslenerek girildiği avlunun içerisinde kalan, kapakları ve çıkrığı neredeyse çürümüş, dipli kuyu... Dejavug gibi... Daha önce de annemlerin köy komşuları “ sizin eve hırsız girdi” t...

Unutulmuştur

Resim
İki katlı büyük bir ev olduğuna göre zengin birininmiş demek... Fukaranın nefesi yetmez böyle bir hanede oturmaya... Gün doğusuna bakan cumbasında beş tane camı var. Kaç tane odası, kaç tane mutfağı, kaç tane hamamlığı vardır? Kim bilir! Küçük, yuvarlak bir havuz... Kuyu mu yoksa? Bahçede meyve ağaçları... Dut, badem, kiraz... Ne ararsan var... Bu ev eskiden, bayram sabahlarında ne şenlikli oluyordur... Yaşasa yaşasa kalabalık bir aile yaşamıştır burada... Dede, torunlar, halalar, amcalar... Yaz gecelerinde sofralar kurulmuştur havuzun başına, hafta sonları gün ışıyana kadar sohbet edilmiştir... Evin büyüğü kaç defa yatağından doğrulup açık pencereye doğru bağırmıştır; “ Yatın ulan artık, sabahleyin erkenden dikeceğim hepinizi!” Gençler ağızlarını tuta tuta gülüşmüştür... Düğünler yapılmıştır avluda... Koca koca tencerelerde, kavurma, pilav ve hatta zerde pişirilmiştir... Masalar dizilmiştir evin kuytusuna... Kat kat davul, zurna çalınmıştır, düşmana inat! Zamanı gelince genç kızları ...