Kayıtlar

kredi kartı etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Arı

Resim
“Bir arıyı kokladığınız oldu mu hiç?” diye sormuş Yaşar Kemal. Arının koktuğunu kimse bize söylemedi ki! Aklımıza da gelmedi, başka şeylere kafa patlatıyorduk biz. Geçinmeye çalışıyorduk mesela, savaş çıkar mı diye endişeleniyorduk, elimizde avucumuzda olmayan, adını sürekli duyduğumuz dolar kemiriyordu beynimizin kıvrımlarını. Dolar çok yükselirse biz aç mı kalırdık? Dolar düşerse zengin mi olurduk? Sonra küresel ısınma vardı, kredi kartı borçlarımızı ödeyemiyorduk fakat buzullar eriyordu işte. Batmaz denilen koca gemiyi de bu dibi görünmeyen buz dağları batırmamış mıydı? Hani müzisyenler son dakikaya kadar keman çalıyordu. Filmini yapmışlardı da sarışın çocuk denizin maviliğinde kaybolurken hepimiz ağlamıştık, gençtik o zamanlar. Amerika’nın dostumuz mu, düşmanımız mı olduğu konusunda da kafamız karışıktı, ne yani başımıza bir hal gelirse yardımımıza Rambo yetişmeyecek miydi? Ya Rocky? Apollo öldüğünde de hepimizin gözleri sulanmıştı, yazlık sinemadaydık, genç...

Para yokken herkes kardeş!

Resim
Günden geriye; isminin Ali olduğunu öğrendiğim mahalle bakkalı kaldı aklımda… Otuz yıllık bakkalmış! Hani o çocukluğumuzda kalan; leblebi tozu, çatapat, topaç satılan bakkallardan… Plastik toplar, kocaman renkli bir filenin içerisine doldurulmuş çocukları bekliyor, tanesini 1 liraya satıp 25 kuruş kazanıyormuş Ali bakkal… “ Bereket versin” diyor… “ Alamazdık” diyorum topları işaret ederek… Yaşımı soruyor, “ kırkı devirdik, kırk bir” diyorum… Aramızda altı yaş varmış, o; kırk yedi!   “ Babam da bakkaldı benim… Şu köşedeki eski binayı görüyor musun, dükkânımız oradaydı… Bir evin bir oğluydum, babamdan ne kaldıysa hepsini yedim… Dur çay söyleyeyim sana...” Dediğini yapıyor, komşusu kahvehanenin camını tıklatıp iki parmağını görmediğim kahveciye sallıyor… Çok geçmeden kasketli, ayağı terlikli, omzu havlulu, saçları dökülmüş, bıyıklı bir adam çayları getiriyor… Ali bakkal anlatıyor; “ Yokluktu ya eskiden, değerliydi her şey, insanlar kadir kıymet bilirdi… Bak ...

Sana ne Aziz Valentine’den...

Resim
Akşamüzeri dinlediğim radyo programına mesajları ile katılan dinleyicilerin yorumları okunuyor; “ Benim odun yine unuttu sevgililer gününü! ” Mesajı gönderen bir hanım... Sevgililer gününü unuttuğu için “ odun ” diye anılan da, kocası! Bu hengâmede, insanların gözüne bu kadar sokuluyorken, unutmak mümkün mü sevgilileri gününü? Cep, cepken delikse; “Muş” gibi yapmıştır zavallı hemcinsim, ne yapsın? Tek taşı alsa gelse, anlatıldığı, istendiği gibi; lüks bir lokantada yer ayırtsa, masada mumlar yansa, kenarda papyonlu kemancı içli içli tıngırdatsa sonra incecik bardaklardan şarap içilse, o geceye özel en pahalı yiyecekler tüketilse, yemeğin sonuna doğru adam cebindeki, mor veya kırmızı kadife kutuyu çıkartsa, iki binli yılların fenomeni tek taşı kadının parmağına taksa... Çıkarken asgari ücret tutarındaki hesabı Bey ağbi, kredi kartıyla ödese... Kol kola eve gitseler... Hararetli bir gecenin ardından sabah olsa... “Odun” yeşerecek mi? &&& Kalabalık cadde ve sokaklardan ...

Bakış açısı

Resim
  Ekonomimiz... Gerçekten iyiye mi gidiyor? Borcu olmayan var mı içinizde? Kazandığı paradan fazlasını harcamayan? Geçinebilen? Kredi kartı takıntısı olmayan? Bankaya kredi taksiti ödemeyen? Para biriktirebilen? Varsa öyle insanlar, güzel gerçekten! &&& Peki, her şeyi bir kenara bırakalım, neden son dönemde televizyonda vatandaşa umut aşılamaya çalışan reklâmlar çoğaldı? Tesadüf mü? Yoksa reklâm veren firmaların elindeki Türkiye verileri iç açıcı değil mi? &&& “ 2011 yılında yapılan bir araştırmaya göre... Çöken her ekonomiye karşı, bebek bekleyen 477.669 çift var!” Çöken ekonomilerle, bebek bekleyen çift sayısını kıyaslamak ne derece mantıklı? Merak ettim, aynı reklâm filmi, başta Yunanistan olmak üzere krizle boğuşan diğer Avrupa ülkelerinde gösteriliyor mu? İşsiz bir Yunanlıyı dirseğinizle dürtüp ; “ekonominiz çöktü ama moralini bozma komşu, bak bebek bekleyen neredeyse beş yüz bin çift varmış...” deseniz... Adam cebinde kalan son parayla, size ga...

Haydaaa

Resim
Zamanında sırtımdan deriyi alıp, inim inim inlettikleri, canıma ot tıkamaya çalıştıkları ve de yürürken, masa başındayken, yaptıkları rüzgârdan dolayı sevmem bankacıları! Bir afır tafır... Onlar da beni sevmesinler, arayıp sormasınlar, güvenliğim için kayıt edilen telefon konuşmalarında; kredi, kredi kartı, velhasıl; sonunda ucu bana dokunan mısır koçanlarını kaktırmasınlar... &&& ‘ Kredi kartı ’ dedim de aklıma geldi! Nasıl kredi kartları ile aranız? İyi iyi... Maşallah! Türkiye ’de yapılan alış veriş toplamının %30’u cırt cırtlı olmuş! 2010’ da kredi kartı borçları %23 artmıştı daha 2011’i uğurlamadık lakin bir %20’de bu sene artmış! Kart sahipleri; son bir yılda borçlarının %50’sini ödeyememiş! Yani;  yaklaşık 4 milyon vatandaşın kapısına haciz memurları;  ha dayandı ha dayanacak! E iki buçuk milyon vatandaş da borcunun sadece asgarisini ödemiş, gerisi olduğu gibi duruyor! ‘ Ağanın eli tutulmaz ’ fakat filmin sonunda ‘ Züğürt Ağa ’ gibi domates satmak da var...

Züğürt Tesellisi

Resim
İstanbul ’da yaşayanların %64’ü borçluymuş! Borçlanmaların %24’ü kredi kartı ... %26’sı banka kredisi ...%14’ü de akrabalarından, arkadaşlarından borç almış, durumu idare etmeye çalışmış... Araştırma 1522 kişiyle yüz yüze görüşülerek yapılmış... &&& Geçenlerde bir çay ocağında laflıyoruz, ağbinin orta kalınlıkta bir deftere, kurşun kalemle çentik attığını gördüm, sordum; veresiye defteriymiş! “ Yedi bin lira kuzu gibi yatıyor kara kaplıda” dedi... Şaşırdım kaldım! Gömlek cebinden hesap makinesini çıkarttım hesapladım; 14 bin bardak çayı veresiye vermiş adam, parasını da alamamış... Oha! &&& Bankaların dönem dönem kampanyaları oluyor, televizyonlara, gazetelere dünyanın reklamını veriyorlar... Bayram kredisi ... Tatil kredisi ... Cevap olarak; sana ne kardeşim de diyebilirsiniz fakat aklıma takılan bir soruyu dillendirmek istiyorum; içinizde bayram kredisi alan var mı? Bayram dediğin üç gün yahu, göz açıp kapatıncaya kadar bitiyor... Parayı alıyorsun otuz a...