Kayıtlar

şarap etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Sis

Resim
“Saklayayım daha sonra lazım olur” Şarap şişesinin ortası delik mantarını boş yoğurt kabına atarken tam olarak aklımdan geçen buydu! Dejavu gibi bir şey. Daha önce şarap mantarı toplamış mıydım? Topladığım mantarlar lazım olmuş muydu, bilmiyorum ama o his çok tanıdık geldi… Geçmişten kısa bir video geçti gözlerimin önünden… Sıcak bir yaz günü, erik rengi dere, kurbağa sesleri, temiz suyu yararak ilerleyen şarap mantarı, olta, yüzeye yaklaştıkça beyazlığı göz kamaştıran, iğnedeki yeme meftun olmuş balık! Etraf kalabalık olmalı ki çığlıklar… Gurur! &&& Gürül gürül yanan sobaya yakın oturuyorum… Utangaç, öğrenci olması muhtemel bir genç kız, titreyen elleriyle servis açıyor… Dışarıda sis var ve neredeyse göz gözü görmüyor… Vakit geçirmek için “bugünün gazetesi var mı” diye soruyorum, utangaç genç kız gülümsüyor çok geçmeden katlanmış gazete masadaki yerini alıyor… Çay… Kahvaltı tabağı, kızarmış ekmekler... Telefonu çalınca, yan masada otu...

Dertli ile Derman

Resim
Sarı yağmurluğu ile sessiz sedasız yaklaşıp “rasgelsin” diyen... Adı neydi? Kısa boylu, kır saçlı, hafif toplu, yetmişli yaşlarda bir adamdı velhasıl! Denize, balığa meraklıydı... Toplarken görmediğim ağlar bırakırdı suya... Asmaları vardı bahçesinde, meşe fıçılarda şarap yapardı kendi elleriyle... İkram etmişliği, beraber içtiğimiz, lafladığımız olurdu... Keyfi yerindeyse uzun yaşanmış hikâyeler anlatırdı... Saat gece yarısını geçtikten sonra eşi seslenirdi bahçeden... İtirazsız, ayaklanır, giderken göz kırpar ve eklerdi; “ kadın çağırdığı zaman, gideceksin!” Gülüşürdük! Bir oğlu Amerika’daymış... Kışları onun yanında geçirirmiş... Geçen yıl bir kartona ‘satılık’ yazıp asmıştı bahçe duvarına... Neden bilmem bu sene olta atmadım onun evinin önünden... Belki; dereyi geçmek zor geldi... Belki; rahmetli Zeki ağbinin evinin, pansiyon olmasına bozuldum... Bana neyse! Anlayacağınız; ev satıldı mı, satılmadı mı haberim yok... Böyle oluyor... Bir hokus pokus, ins...

Satıcının kapısı açık olur, zilli olmaz

Resim
İki köyü birbirine bağlayan, tozlu daracık bir yoldan, bostanların, meyve bahçelerinin arasından geçiyoruz... Kiraz ve erik ağaçları bereketten yıkılıyor! Sahipsizmiş gibi duran tenha bahçeleri geçip, kiraz toplayan bir gurubun yanına park ediyor, araçtan iniyorum; “ Selamünaleyküm...” “ Ve aleykümselam!” Ağaçları gösterip; “ Ücreti karşılığında toplayabilir miyiz? Ağaçtan kiraz yemeyeli çok oldu.” Ben yaşlarda, terden gömleği sırtına yapışmış tombul, bıyıklı bir adamla konuşuyorum. “ Bilmem, Ona sor.” Adamın parmağı ile gösterdiği yöne çeviriyorum kafamı... Kaşları çatık, hafif asabi, bastonu, yeleği, gri takım elbisesi ve fötr şapkası ile dizi setinden ayağı kaymış da buralara düşmüşe benzeyen, yetmişli yaşlarda olduğunu tahmin ettiğim bir amca yaklaşıyor yanıma... Konuşmama müsaade etmeden iki avucunda tuttuğu kirazları uzatıyor; “ Dalları kırarsınız siz şimdi!” Amcanın vücut dilinden aldığım mesajla; “ kırmayız” diyemiyor, bozulduğumu da hissettirmemeye ç...

Yaşlı kuzgunun arkamızdan güldüğünü duyuyoruz...

Resim
Y Sarı sıcak bir yaz günü... Köyün son evini de geride bıraktıktan sonra etrafını akasya ağaçlarının çevirdiği dar patikadan, inek boklarına ve deve dikenlerine aldırmadan dereye doğru koşmaya başlıyoruz... Ayaklarımız çıplak... Cebimizde, kibrit kutusundan tabutta taşıdığımız sinek ölüleri... Omzumuzda, ney kadar kıymetli sazdan kamışlar, misinamız siyah makara ipliği, oltamız toplu iğneden... Mantar, tokyo arkası... Dereye secde etmiş bir söğüt ağacından, çırılçıplak suya atlıyoruz... Kurbağaların ve cümle kuşların keyfi kaçıyor tabii... Sırt üstü yeşil çimenlere atıyoruz kendimizi, birer gelincik sigarası yakıyor, dumanını rüzgâra üflüyoruz... Yeşil bir çekirge zıplıyor, bahtsız bir kertenkele kuyruğu pahasına kurtuluyor elimizden... Kanatları beyazlamış, yaşlı bir kuzguna, lastikleri şambrelden sapanımızla taş atıyoruz... Bakkal Raif’ten yalvar yakar aldığımız şarabı, şişesiyle dikiyoruz kafamıza, ağzımızı filmlerdeki gibi; elimizin tersi ile siliyoruz... Oltaları akıntıya bıra...

Meyhaneye gelen adam neden bitki çayı içer?

Resim
“Şarap içelim” deyince, barın en üst rafının, örümcek bağlamış, kuytu köşesinden, birbirinden farklı iki şişe alıp masanın üzerine bıraktılar... “ Hangisi olsun?” Şişenin biri alengirli, üzerinde kabartma üzüm desenleri var, uzaktan bakıldığında boynu kısa, şişman bir adamı andırıyor... Etiketinde yazan ‘ merlot ’ detayını okuyunca, “diğeri olsun” diyorum... Tıpa açılıyor... Sirkeden hallice pembe sıvıyı kadehlere koyan meyaneci; “ şişesi 20 lira” diyor... Vurgudaki ‘ ona göre için ’ mesajını alıyor, ailesinden parası yeni gelmiş üniversite öğrencisi edası ile ellerimizi bacaklarımızın arasına sokup yanına peynir tabağı söylüyoruz... Çaresizlikten ve mekânsızlıktan , tavsiye ile geldiğimiz, ben diyeyim 35, siz deyin kırk metre kare, orta halli müşterilerin iş çıkışı; neredeyse dip g.te oturduğu, duvarlarına yanık yağ kokusu sinmiş, salaş bir mekân burası... Barda, uzun boylu taburelere tünemiş, orta yaşın üzerinde iki ağbi var... Biri rakı, göbekli olan bira içiyor... Rakı içenin c...

Anlarlar mıydı?

Resim
Yeşil asker parkası var sırtında... Bereyi kulaklarına kadar çekmiş, söğütlüğün en kuytu masasına oturmuş... Çay bardağı uzun yoldan gelmiş de dinlenir gibi sırtını şarap şişesine dayamış... Bir dilim beyaz peynirin sadece köşesi yenmiş... Elma dilimleri kanına giren çakı ile yan yana... Sessizlik... Ağaçların başını döndüren rüzgâr, ritüeli tamamlamış, her sonbahar olması gerektiği gibi; kopmuş, saçılmış, öbek öbek sarı yapraklar... &&& Bir mecliste yüzünü göremediğim şarapçıyı anlattım ve cümlenin sonunu; “ özgürlük diye ben buna derim ” diye bağladım... Ağzımı kapatır kapatmaz lafı yapıştırdılar hemen; “ Kim olduğunu bilmediğin bir adamın ulu orta şarap içmesi senin için ‘ özgürlük’ demek?” Güldüm... İnsana bulaşmak istemediğim için sürekli kaçarım bu tür tartışmalardan, oturduğum âdemoğlunun çapını anlayınca önce dinler görünür ardından bir bahane bulup ayrılır, mümkünse bir daha girmem o meclise... O yüzden ortalıkta görünmem pek! Aslında bu tarz çıkışları önemsem...