Kayıtlar

havuz etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kahverengi Güvercin

Resim
Sağ tarafımda dar, uzun, suların kaynar gibi fokurdadığı bir havuz var… Asırlık çınar ağacının böğründe tahtadan güvercin yuvası… İsmini bilmediğim rengârenk çiçekler… Öğrenemedim, tanıyamadım şu çiçekleri ya! Bir çay içimlik vaktim var, hepsi o kadar… Zamanım olsa… Zamanım olsa; bu park keyifli olmaz, ağzıma bir parmak bal çalmazdı… Üçüncü çaydan sonra sıkılır, hesabı öder giderdim… Ali Rıza Bey’in işe gitmeden önce okuduğu kitaplar gibi… Güvercinlerin hepsi beyaz olunca kahverengi olan daha bir dikkat çekiyor… Farkında sanki! Yürüyüşü, duruşu bile değişik… Bıyıklı, göbekli, ayakkabılarının ökçelerine basmış beyaz çoraplı baba, elinden tuttuğu oğluna parmağı ile kahve renkli olan güvercini gösteriyor… Serseri bir kedi var… Sinsi! Gözleri güvercinlerde, sinmiş fırsat kolluyor… Yanından geçer gibi yapıp kuyruğuna basıyorum kedinin! Bir zamanlar padişahların sabah yürüyüşlerine çıktığı tıkırtılı yoldan emekli sütçü beygirlerinin çektiği ağzına ka...

Unutulmuştur

Resim
İki katlı büyük bir ev olduğuna göre zengin birininmiş demek... Fukaranın nefesi yetmez böyle bir hanede oturmaya... Gün doğusuna bakan cumbasında beş tane camı var. Kaç tane odası, kaç tane mutfağı, kaç tane hamamlığı vardır? Kim bilir! Küçük, yuvarlak bir havuz... Kuyu mu yoksa? Bahçede meyve ağaçları... Dut, badem, kiraz... Ne ararsan var... Bu ev eskiden, bayram sabahlarında ne şenlikli oluyordur... Yaşasa yaşasa kalabalık bir aile yaşamıştır burada... Dede, torunlar, halalar, amcalar... Yaz gecelerinde sofralar kurulmuştur havuzun başına, hafta sonları gün ışıyana kadar sohbet edilmiştir... Evin büyüğü kaç defa yatağından doğrulup açık pencereye doğru bağırmıştır; “ Yatın ulan artık, sabahleyin erkenden dikeceğim hepinizi!” Gençler ağızlarını tuta tuta gülüşmüştür... Düğünler yapılmıştır avluda... Koca koca tencerelerde, kavurma, pilav ve hatta zerde pişirilmiştir... Masalar dizilmiştir evin kuytusuna... Kat kat davul, zurna çalınmıştır, düşmana inat! Zamanı gelince genç kızları ...

Madem öyle

Resim
Işıklar sönüp de insanlar karlı geceye yatıp, buz gibi bir sabaha uyanmadan evvel... Camları açıp, bir sigara yakıyorum... Keşke manzaramız güzel olsaydı da ballandıra ballanıdara anlatabilseydim! Ne ışıl ışıl yolcu gemileri geçer buralardan, ne ada vapurları yanaşır bahçemize... Etrafını ağaçların çevirdiği, nereye çıktığını bilmediğimiz uzun patikalarda faytonlar gezmez... Başınızı yastığa koyduğunuzda arnavutkaldırımında yürüyenlerin ayak seslerini, öksürüklerini, topuk tıkırtılarını, bozacının sesini duyamazsınız... Kumsalı dalgalar dövmez... Lodos, camları iki eli ile tutup sarsmaz... Kurbağaların vırakladığı, yaz aylarında ayaklarımızı sokup serinlediğimiz, söğüt ağaçlarına sırtımızı verip, olta attığımız bir derecik dahi akmaz... Yakınlarda orman, koruluk, ağaçlık hadi fidanlık bile yoktur... İnsan; “horoz ötsün de zamansız ötsün” der mi yahu?    &&& Uzaklarda yanıp sönen ışıklar, bacalar, yüzünü güneşe çeviren ayçiçekleri yerine, gözlerini bilmem nerele...