Kayıtlar

keyif etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Meşe palamutlarını sakladığım yer

Resim
Çıplak ayaklarımla bastığım çimenler, gece boyunca gök gürültüleri ve şimşekler eşliğinde yağan yağmuru anımsatıyor… Gecenin bir yarısı kalkarsınız, yatak odasının penceresinden perdeyi aralayıp dışarıya bakarsınız… Aklınız saate kayar, sabaha daha çok vardır… İç huzuruyla yorganı başınızın üzerine çeker, gök gürültüsünden, şimşeklerden korktuğunuz çocukluk günlerinize döner, cama vuran yağmur damlalarını ve rüzgârın sesini dinlerken uyuya kalırsınız… Veya kötü bir güne uyanacağınızı bilirsiniz, zaman geçmesin, saat dursun yıllarca o huzur dolu yorganın altında kalıp orada, öylece, can vermek istersiniz… Oltam elimde dereye inen patikada yürüyorum… Bulutlar nazar boncuğu, güneş göz kamaştırıyor… Uzun, sıkıcı geçen kış aylarına inat ısıtıyor da üstelik papatyalar, gelincikler, yeni sürülmüş tarlada sabah kahvaltısını arayan bir başına leylek… Tüyleri siyah, küçük bir köpek dolaşıyor bacağıma… İki ineği önüne katmış, çıkını omzunda kasketli bir adamla selamlaşıyoruz; “ ...

Sis

Resim
“Saklayayım daha sonra lazım olur” Şarap şişesinin ortası delik mantarını boş yoğurt kabına atarken tam olarak aklımdan geçen buydu! Dejavu gibi bir şey. Daha önce şarap mantarı toplamış mıydım? Topladığım mantarlar lazım olmuş muydu, bilmiyorum ama o his çok tanıdık geldi… Geçmişten kısa bir video geçti gözlerimin önünden… Sıcak bir yaz günü, erik rengi dere, kurbağa sesleri, temiz suyu yararak ilerleyen şarap mantarı, olta, yüzeye yaklaştıkça beyazlığı göz kamaştıran, iğnedeki yeme meftun olmuş balık! Etraf kalabalık olmalı ki çığlıklar… Gurur! &&& Gürül gürül yanan sobaya yakın oturuyorum… Utangaç, öğrenci olması muhtemel bir genç kız, titreyen elleriyle servis açıyor… Dışarıda sis var ve neredeyse göz gözü görmüyor… Vakit geçirmek için “bugünün gazetesi var mı” diye soruyorum, utangaç genç kız gülümsüyor çok geçmeden katlanmış gazete masadaki yerini alıyor… Çay… Kahvaltı tabağı, kızarmış ekmekler... Telefonu çalınca, yan masada otu...

Sen ne dersen onu içerim

Resim
Dokunan olmasa akşama kadar otururum burada... Yok yok bir hafta otururum! Geceleri nasıl güzel oluyordur kim bilir? Havuz dolu olsaydı ve fiskeyeler çalışsaydı... Elinde tepsi ile şapkalı uzun boylu, kır saçlı bir amca geziyor masaların arasında... Gömleği, pantolonu ütülü... Birilerinin babası, birilerinin dedesi muhakkak! Emeklidir kanımca... İçkisi, sigarası, gece hayatı ve hiçbir kötü alışkanlığı yoktur, olmamıştır... Yıllarca erken kalktığı için erken de yatmıştır, çok seyrek mahalle kahvesine çıkıyor, ay sonlarında aldığı öteberiyi utana sıkıla bakkala yazdırıyor, eli bollaşınca da ilk iş borcunu ödüyordur... Sorsam birine “temiz adamdır” diyecek besbelli. Evde oturmaktan bezmiştir, yengeyle incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden atışmalar başlayınca... Tanıdıklardan çay bahçesinin sahibi de “gel istersen” deyince... Evde oturmaktan, kadın dırdırından iyidir be yahu! Hem, bütçeye katkıdır. Çalışmak ayıp mı arkadaş? Bak elin adamlarına, görmüyor muyuz...

Tembellik güzeldir

Resim
Neden bilmem!  İlle de bu havalarda aklıma gelir; söğüt gölgesi... Aylardan temmuz veya ağustos olacak... Sarı sıcak ortalığı kavururken,  göl kenarında bir söğüt ağacına sırtını yaslayacak, hiçbir şey düşünmeden, kâh gökyüzünün maviliğine takılacak, kâh otların arasında yürümeye çalışan kaplumbağanın miskinliğine imreneceksin... Oltan suda olacak... Balıklarla dans eden kırmızı şamandıraya gülümseyeceksin... &&& Çalışıyorsan, yani hava kararıp da söğüt gölgesi ile vedalaştığının ertesi günü, sabahın köründe kalkıp gidebileceğin bir işin varsa, keyiflidir tembellik... Yanında yatılır da, tadından yenmez hatta... İşsizsen, boğar! &&& Çalışmadığım dönemde, ne zaman uyanırsam artık arabaya atlar sahile giderdim... Ters çevrilmiş ve unutulmuş bir kayığın kuytusunu mesken edinmiştim, kayığın ismi nispet yapar gibi; umuttu Denize girer sonra kumların üzerine serdiğim havlunun garantisinde uyurdum... Uyanınca tekrar denize girer, hava kararıp d...