Kayıtlar

kadın etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kendi halinde bir gaz lambasıydım.

Resim
Evin deniz gören tek penceresinin kenarında unutulmuş, yorganı örümcek ağlarından, isli, kendi halinde bir gaz lambasıydım... Titrek, nasırlı eller tülü çektiğinde, yüreğim pır pır ederdi ama nafile... Denize bakan göz, beni nasıl görsün! “Aşk olsun” diyerek, izledim gidişini... Caanım, o ufak tefek, başımı yasladığım menekşelerle konuşan kadını götürdüler bir sabah! “ Zamanında” diye başlar, ne güzel anlatırdı... Bir evin bir kızıymış, elma bahçeleri varmış eskiden... Altı yaş büyük ağabeyi, annesi, babası... Dedesi çok küçükken ölmüş fakat hayal meyal hatırlıyormuş rahmetliyi... Babaannesi ile pek sevişirlermiş, bir dediğini iki etmezmiş çünkü... Babası sert adammış! Aslında sert değilmiş de, öyle görünürmüş... Geceleri herkes uyuduktan sonra odasına gelir, öper, koklar gidermiş... Ayıpmış eskiden ortalık yerde çocuk sevmek... Ne ayıp! Kulağının arkasına sıkıştırdığı çiçek yüzünden ‘Karanfilli’ derlermiş babasına... Temiz giyinirmiş, mis gibi de kokarmış... Titiz adamm...

Ne bileyim bilmem

Resim
Sarı ışığı ile odayı aydınlatmaktan yorgun ampulün cefasına son veriyorum... Uykum yok... Aralık bıraktığım pencereden eli hançerli, gözü kara, en kabadayı hali ile ayaz giriyor içeriye... Nemli duvarları kokluyor, yüzümü yokluyor, ben ürperirken, köşedeki örümcek ağı titriyor... Tahta kurtları, bilmem kaç senelik aynalı gardırobun ciğerlerini dişlerken, sigara dumanından sararmış tüller; rüzgârın gülüşüne aldanıp eteklerini savuruyor... Bir topuk tıkırtısı oluyor sokakta... Bir araba duruyor... Bir adam konuşuyor açık saçık... Bir kadın gülüyor... Bir zaman sonra topuk tıkırtısı arabanın egzoz dumanında kayboluyor... Kimi zaman ucuz parfüm koksa da, hayat devam ediyor... Falanca; okuyarak öğrenemeyeceklerini, günün ilk ışıkları ile pişman olma pahasına, belki de ihtiyaçtan, yaşayarak öğreniyor... Filanca; uçkurunun kölesi, bu gecelik keyfi yerinde! Yarın ola hayır ola!   Çok okuyan mı, çok gezen mi? Ne bileyim! &&& Karanlık, soğuk odanın, dünyaya açılan mendilden ha...

Olmuş gibi yaparız...

Resim
Öyle saçma sapan bir laf var; gidene “kal” denmez! Gidene “kal” diyemeyiz ki biz zaten,  sıktıramayız... Arkasından bakarız... “ Güle güle” bile diyemeyiz... Susarız... Önümüze bakarız... Susar, önümüze bakar... Tekrar susar bir gün önümüze bakarken... Bakarız işte! Sığır gibi gidenin arkasından bakarız... Ağzımızı açıp tek kelime söyleyemeyiz... İçinde “gurur” geçen bir sürü cümle kurabiliriz... Gururun tanımını yapamayız belki ama yeri geldiğinde; kendimizce, anlamını çıkarabildiğimiz kadarıyla gururun daniskasını yaparız... Gurun kendisi olamasak bile gölgesi oluruz! Onu da olamayız ya, olmuş gibi yaparız... Zaten hep öyle yapmıyor muyuz? Sevmiş gibi , sever gibi , ilgilenir gibi , umurumuzdaymış gibi sanki o olmazsa nefes alamayacakmış gibi , sevişir gibi , mutluymuşuz gibi ... &&& “Kal” demek külfetlidir... Yürek ister! Herkes beceremez... Yerinde; ben buradayım, arkandayım manası taşır, sorumluluk, sahiplenmek gerektirir... Gitmek mi zor, kalmak mı geyiğine ge...