Nereye gitti bizim Trakya
Yağmur yağıyor. Sessiz, sakin... Eh, biraz da çamurlu yollardayım... Tenha Trakya köylerinden geçiyorum... Çoğu kerpiç evlerin bacaları tütüyor... Evler hepinizin bildiği gibi... Hani; ilkokula başladığımızda küçük resim defterlerine çizdiğimize benzer, iki pencereli, dışarıdan bakıldığın da yanan ampulü görünen... Üzerinde kuşların uçtuğu... Bahçeli, bir başına... &&& Fırsat buldukça köy kahvelerinde küçük molalar verip, kasketli ağbilerle sohbet ediyorum... Çoğu; “ emekliyim” diye başlıyor cümleye... Öğretmen, memur, işçi... Hikâyeleri neredeyse aynı! Ya okumak için ayrılıyorlar köyden... Ya da askere gidip geldikten sonra... Düğünde tanıştığı kızın peşinden gidenlere de rastladım! Laf aramızda onları daha bir cesur buluyorum ... Serde delikanlılık olunca, bırakmak , gitmek , kopmak daha kolay oluyor tabi... &&& Çay ısmarlıyorlar, mutlaka “karnın aç mı diye” sorup içten, samimi davranıyorlar... Hepsinin anlatacak uzun hikâyeleri var ama dinleyecek adam y...