Kayıtlar

Kırklareli etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Nereye gitti bizim Trakya

Resim
Yağmur yağıyor. Sessiz, sakin... Eh, biraz da çamurlu yollardayım... Tenha Trakya köylerinden geçiyorum... Çoğu kerpiç evlerin bacaları tütüyor... Evler hepinizin bildiği gibi... Hani; ilkokula başladığımızda küçük resim defterlerine çizdiğimize benzer, iki pencereli, dışarıdan bakıldığın da yanan ampulü görünen... Üzerinde kuşların uçtuğu... Bahçeli, bir başına... &&& Fırsat buldukça köy kahvelerinde küçük molalar verip, kasketli ağbilerle sohbet ediyorum... Çoğu; “ emekliyim” diye başlıyor cümleye... Öğretmen, memur, işçi... Hikâyeleri neredeyse aynı! Ya okumak için ayrılıyorlar köyden... Ya da askere gidip geldikten sonra... Düğünde tanıştığı kızın peşinden gidenlere de rastladım! Laf aramızda onları daha bir cesur buluyorum ... Serde delikanlılık olunca, bırakmak , gitmek , kopmak daha kolay oluyor tabi... &&& Çay ısmarlıyorlar, mutlaka “karnın aç mı diye” sorup içten, samimi davranıyorlar... Hepsinin anlatacak uzun hikâyeleri var ama dinleyecek adam y...

Yağmurlu karanlık bir sabah

Resim
Saat sabahın altısı, yağmurla beraber adamı sonbahar yaprakları gibi savurmaya meyletmiş geçimsiz bir rüzgâr esiyor, karanlık... Kış gerçek yüzünü göstermeye başladı, bunun arkası kar diye geçiriyorum içimden, paltomun yakalarını kaldırıyorum... Belediyeye kızdık, eleştirdik ama parke taşlar döşenince güzel oldu mahalle... Kaldırımları genişlettiler, belli aralıklarla da ağaç diktiler... Çamur yok, su birikintisi yok... Daha ne olsun! Arabanın içi soğuk... İlk denemede çalıştıramıyorum emektarı, kontağı çevirince öfkesi saman alevine benzeyen insanlar gibi şöyle bir söyleniyor ardından bir iki öksürüyor fakat çalışmıyor... Bekliyorum, ikincide tamam. Otoban boş... Radyo kanalları arasında geziyorum, keyif vermeyince CD’ye dönüyorum... Rüzgâr viyadüklerden geçerken arabayı omuzlarından kavrayıp sallıyor tam kaldırıp atacakken, cayıyor... Saray , Lüleburgaz , Kırklareli sapağında kırıyorum direksiyonu, Babaeski ’yi Kırklareli ’ne bağlayan yola çıkacakken köşede soğuktan hoplaya zıplaya...

Tuhaf

Resim
Tuhaf, sessiz bir gece... Saat gece yarısını çoktan geçti ve biraz sonra kim olduğunu bilmediğim ve günün birinde karşılaşsak bile çıkaramayacağım davulcu geçecek ve görev icabı insanları sahura kaldıracak... Meraktan mı, alışkanlıktan mı belki de sebepsiz balkona çıkıp, birer birer ışıkları yanan evlere bakacağım... Yarın pazar, belki gün ışıyıncaya kadar oturacağım! &&& Geçtiğimiz günlerde Sabahattin Ali ’nin; “ Kuyucaklı Yusuf ” adlı kitabını okumuştum, bu tuhaf gecede de Kürk Mantolu Madonna ’yı bitirdim... Son sayfayı kapattıktan sonra öylece kaldım! İnternetten Sabahattin Ali ’nin kısacık hayatını bulup okudum ve gördüm ki; Kuyucaklı Yusuf ’ta da, Raif efendi de kendinden bir şeyler var... Yusuf gibi Edremit’te yaşamış... Raif Efendi gibi Almanya ’da kalmış... Kürk Mantolu Madonna ’daki gibi bir aşk yaşadı mı bilinmez ama Yusuf ’un başına gelenleri, Raif efendi’ nin hissettiklerini, çelişkilerini ve umutsuzluğunu inanılmaz anlatmış... Gözlem yeteneğine, hissiyatı...