Kayıtlar

Çocuk etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Kendi halinde bir gaz lambasıydım.

Resim
Evin deniz gören tek penceresinin kenarında unutulmuş, yorganı örümcek ağlarından, isli, kendi halinde bir gaz lambasıydım... Titrek, nasırlı eller tülü çektiğinde, yüreğim pır pır ederdi ama nafile... Denize bakan göz, beni nasıl görsün! “Aşk olsun” diyerek, izledim gidişini... Caanım, o ufak tefek, başımı yasladığım menekşelerle konuşan kadını götürdüler bir sabah! “ Zamanında” diye başlar, ne güzel anlatırdı... Bir evin bir kızıymış, elma bahçeleri varmış eskiden... Altı yaş büyük ağabeyi, annesi, babası... Dedesi çok küçükken ölmüş fakat hayal meyal hatırlıyormuş rahmetliyi... Babaannesi ile pek sevişirlermiş, bir dediğini iki etmezmiş çünkü... Babası sert adammış! Aslında sert değilmiş de, öyle görünürmüş... Geceleri herkes uyuduktan sonra odasına gelir, öper, koklar gidermiş... Ayıpmış eskiden ortalık yerde çocuk sevmek... Ne ayıp! Kulağının arkasına sıkıştırdığı çiçek yüzünden ‘Karanfilli’ derlermiş babasına... Temiz giyinirmiş, mis gibi de kokarmış... Titiz adamm...

Gel geç ruh hali

Resim
Sabahları Marmaraereğlisi’ndeki balıkçı kahvesi tenha ve keyifli oluyor... Bir vakte kadar çalan cep telefonuna bakmama lüksümü kullanıp, günün ilk çayını yudumlarken, şafak sökerken çapara çıkmış rengârenk kayıkların limana girişlerini... Birbirlerini yıllardır tanıyan insanların selamlaşmasını... Her hallerinden emekli oldukları anlaşılanların büyük bir çaba ile bulmaca çözüşlerini... Balıkhane nöbetini bırakmayan kedileri, özellikle feleğin çemberinden geçtiği her halinden belli olan kuyruksuzu... Denizi, martıları izliyorum. O gel geç ruh halini bilirsiniz! İçinizdeki çocuk okulu kırmak istiyordur fakat aynada gördüğünüz adam çalışmak zorundadır... İş gereği dışarda olmak, bir nevi özgürlük! Olay; yaptığınız  “özgürlük” tanımına bağlı tabi... Bir fabrikada sekiz saat çalışabilir miydim? Okul bittikten sonra denedim, pazartesi sabah işe başladım perşembe öğleden sonra çıkardım önlüğü... Neden bilmem, kuşaklı, uzun gri bir iş önlüğü vermişlerdi... Görevim;...

Gel geç ruh hali

Resim
Sabahları Marmaraereğlisi’ndeki balıkçı kahvesi tenha ve keyifli oluyor... Bir vakte kadar çalan cep telefonuna bakmama lüksümü kullanıp, günün ilk çayını yudumlarken, şafak sökerken çapara çıkmış rengârenk kayıkların limana girişlerini... Birbirlerini yıllardır tanıyan insanların selamlaşmasını... Her hallerinden emekli oldukları anlaşılanların büyük bir çaba ile bulmaca çözüşlerini... Balıkhane nöbetini bırakmayan kedileri, özellikle feleğin çemberinden geçtiği her halinden belli olan kuyruksuzu... Denizi, martıları izliyorum. O gel geç ruh halini bilirsiniz! İçinizdeki çocuk okulu kırmak istiyordur fakat aynada gördüğünüz adam çalışmak zorundadır... İş gereği dışarda olmak, bir nevi özgürlük! Olay; yaptığınız  “özgürlük” tanımına bağlı tabi... Bir fabrikada sekiz saat çalışabilir miydim? Okul bittikten sonra denedim, pazartesi sabah işe başladım perşembe öğleden sonra çıkardım önlüğü... Neden bilmem, kuşaklı, uzun gri bir iş önlüğü vermişlerdi... Görevim;...

Açılışlar kalabalık kapanışlar yalnız olur

Resim
Kahvehane kalabalık... Gazete okuyanlar, okeye dönenler çayına zar atanlar... Midyeci, köfteci ve ne hikmetse nisan ayında olmamıza rağmen kestaneci! Mavi boyalı balıkçı tekneleri çıkıyor denize... Hayat dükkânının kepengini indirmiş birinin cenazesi kalkıyor... Az önce hakkını helal etmiş kalabalık, küçük adımlarla mevtanın peşinde... Yeni yürümeye başlamış bir çocuk düşüyor dizlerinin üzerine, arkadaşları ile sohbete dalmış işgüzar anne çığlık çığlığa kalkıyor oturduğu yerden... Sümükleri de akan çocuk ağlıyor... Anneden daha işgüzar baba, elindeki kâğıtları bırakıp kalkıyor masadan en erkek haliyle... Telaşlı kadına bağırıyor! Arkadaşlarının yanında küçük düşen kadının gözleri doluyor... Bir kız çocuğunun elindeki balon patlıyor sonra... Sıkılıyor, yürümeye başlıyorum. &&& Sahile açılan tatlıcının önü kırmızı, beyaz balonlarla süslenmiş... Bangır bangır çalan gereksiz müzik güzelim baharın fistanını yırtıyor... Etrafta da kimse yo...

Utanıyorum!

Resim
Van ’da yardım kamyonlarının vatandaş tarafından yağmalanmasını, olaya kimsenin müdahale etmemesini ibretle ve ağzım açık olarak izliyorum... Yardımseverler ne hissediyor kim bilir? Yardım malzemelerinin dağıtımında koordinasyon yok ama yağmada var! Üçlü, dörtlü guruplar halinde çalışılıyor... Biri, ikisi kamyonun üzerinden eline ne geçerse aşağıya atıyor, diğeri atılanı yakalıyor, öbürü arabanın içine istif ediyor... &&& Kamera; çamur içinde oynayan, ayakları çıplak, sümükleri akmış küçük bir çocuğu getiriyor ekrana... Tıpkı... Fotoğraf karesinde gördüğünüz Somalili çocuk gibi... &&& O gün dakikalarca baktım fotoğrafa ( 21 Ağustos 2011) Mutfak masasına ilişip aşağıdaki yazıyı kaleme aldım; http://aligulcu.blogspot.com/2011/08/ne-hissederdik.html Olup bitenleri şaşkınlıkla izliyor, gündemi anlamaya çalışıyorum lakin zor! Somali ’de durum kendimi bildim bileli aynı... Ne oldu da orada yaşayan insanlar yeni akıllara geldi? Nihat Doğan ’ın   Somali ’ye gö...