Kayıtlar

Çorlu etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

Bir çocuğu sevindir

Resim
“ Ben aldıktan sonra mahallede herkes köpek aldı” diyor Gürkan ağbi, eliyle betonun üzerinde uykuya dalmış, derin nefesler alırken karnı şişip inen, kahverengisi çok, beyazı az yavru av köpeğini gösteriyor... Hava sıcak, üzümleri toplanmadan çürümüş bir asmanın altında oturuyoruz... Sofraya benzer iki mavi masa, ahşap tabureler... Çay... İşlerden konuşuyoruz... Eylül ayı, dert ayı! Vatandaş odun kömüre mi para bulsun? Çocuğuna önlük mü alsın? Geçen yıl giyilen botlar, ya delindi ya küçüldü, pantolonların dizleri çıktı, kabanın modası geçti, kim bilir belki astarı da yırtıldı... Üzerine ev kiraysa? Tek maaş, üç çocuk! Çorlu’da radyoda çalışırken, ağzından salyalar akan, Saint Bernard cinsi bir köpeğimiz vardı, sürekli hüzünlü bakar, ağzına ne geçirişe çiğnerdi! Adı? Biber miydi neydi yahu? Hayvan hela bellemişti, sekreter masasının önündeki zemine, mermere işerdi... Ama ne işemek? Toprak olsa çekecek ama mermer bu! Ben gölü görünce stüdyoya kaçar, pas pas yapılana kad...

Nereye gitti bizim Trakya

Resim
Yağmur yağıyor. Sessiz, sakin... Eh, biraz da çamurlu yollardayım... Tenha Trakya köylerinden geçiyorum... Çoğu kerpiç evlerin bacaları tütüyor... Evler hepinizin bildiği gibi... Hani; ilkokula başladığımızda küçük resim defterlerine çizdiğimize benzer, iki pencereli, dışarıdan bakıldığın da yanan ampulü görünen... Üzerinde kuşların uçtuğu... Bahçeli, bir başına... &&& Fırsat buldukça köy kahvelerinde küçük molalar verip, kasketli ağbilerle sohbet ediyorum... Çoğu; “ emekliyim” diye başlıyor cümleye... Öğretmen, memur, işçi... Hikâyeleri neredeyse aynı! Ya okumak için ayrılıyorlar köyden... Ya da askere gidip geldikten sonra... Düğünde tanıştığı kızın peşinden gidenlere de rastladım! Laf aramızda onları daha bir cesur buluyorum ... Serde delikanlılık olunca, bırakmak , gitmek , kopmak daha kolay oluyor tabi... &&& Çay ısmarlıyorlar, mutlaka “karnın aç mı diye” sorup içten, samimi davranıyorlar... Hepsinin anlatacak uzun hikâyeleri var ama dinleyecek adam y...

Unutmuşum vodkanın tadını

Resim
Unutmuşum vodkanın tadını...  En son acemi birliğinde Manisa Kırkağaç ’ta, hurdaya çıkmış bir kamyonetin içinde Ünal ve Metin’ le beraber içmiştik... Kulakları çınlasın ... Senelerden; 95...Aylardan; Ağustos... Hoş geldin partisi yapmışlardı! İlk gün hakikaten ‘hoş’ gelmişti... Ertesi gün kadro askerlerin kıyağı ile sabah yedide kalkınca; “ hep böyle erken mi kalkılıyor ” diye sormuştum... Çocuklar gülmekten cevap verememişlerdi... Bir sonraki gün, sabaha karşı üçte, biri böğrümü delercesine dürterek uyandırdığında neden güldüklerini anladım! Anımsayamadığım bir sebepten; “ bir daha koymam bu zıkkımı ağzıma ” dedim ama olay neydi...? Hatırladım! Doksanlı yılların başında bir yılbaşı gecesi; iki bayan arkadaşın misafiri oldum... Kızlar özenmişler, o zamanın şartları ile oturulacak odayı süslemişler, masa kurulmuş... Bilirsiniz işte! Yeni tanıştığım ben yaşlarda bir erkek arkadaş daha var... Çocukla durduk yere alkol konusunda sidik yarışına girdim... Sen içemezsin, ben çok içerim...

Geçti Bor’un pazarı...

Resim
İnsan yapılan işte mantık arıyor... Aynı sokak üç ayda beş defa neden kazılır?   Yağmurlar başladı işte, mahalle çamur deryasına döndü... İlgili, yetkili birilerini arasam “yıldık be arkadaş” desem... Karşımdaki kurulmuş gibi; “sizler için çalışıyoruz” diyecek... Morali düzgünse; rahatsızlığın geçici olduğunu anlatacak, ileride rahat edeceğimizin altını çizecek... Aramış olduk ya dinleyeceğiz... İkna olmayacağız da ne yapacağız? Hiç! Hakikaten hiç! E hafıza da balık olunca, yaşadığımız bugünleri unutacağız! Sonra haydi sandık başına... &&& Belediye başkanının adını soyadını bilir, afişlerde; gözleri gökyüzünde fotoğraflarını görürüm hepsi o... Bir belediye başkanı seçmenini ziyaret edip de,   yolların, sokakların, mahallenin neden bu durumda olduğunu anlatmaz? Neden sadece seçim öncesinde mahalle kahvelerinde konuşur? Olay köprüyü geçene kadar mı? Sorduğum soruya bak benim de? Sanki cevabı bilmiyorum... &&& Sebeplerin açıklanmadığı yerde yalancılar...

Nefes alsın istiyor insan...

Resim
Bu duyguyu biliyorum... Önce kitaba burun kıvıracağım, daha sonra birkaç kişi okuduğunu ve beğendiğini söyleyince meraklanmaya başlayacağım, iki üç defa yeni çıkanlar rafının altını üstüne getirip alternatif arayışlara gireceğim ve sonunda dayanamayıp Elif Şafak ’ın İskender ’ini bayıla bayıla alıp, okuyacağım... &&& Yeni açılan mekânlar konusunda da durumum aynı... Önce nazlanırım gitmemek için bin dereden su getiririm sonra bir gece yalnız gider eşe dosta görünmeden takılırım, servisi, verilen hizmeti, pişirilenleri ve ortamı beğenirsem müdavimi olurum! &&& Hoş müdavimi olduğum mekân da neredeyse kalmadı artık! Söylendiği ve ötede beride yazılıp çizildiği gibi, Silivri mendirekteki Küpeşte ve Amirali ’de yıkarlarsa işlem tamamdır! En son Çorlu Havuzlar Parkı ’ndaki Hasan’ın Meyhanesi’ ni yerle bir ettiler... Ev yakın olduğu için yaya gidiyor, kandili söndürüp sallana sallana dönüyor... Salaşlığını seviyor, tanıdık yüzlerle selamlaşıyordum... Arada hesabın...

Hansel ve Krater!

Resim
Kendimi bildim bileli kazılıyor bu sokaklar... Oturduğum mahalle Kandahar gibi... Yine bilmem ne boruları ve künkleri döşeniyor... Ayaküstü sohbet ettiğimiz komşulardan birinin demesine göre; bir yıl sürecekmiş çalışma... Ondan sonra yollar asfaltlanacakmış! Bence iş makinelerinin açtıkları koca koca çukurları kapatmasınlar! Ciddi söylüyorum! Hem gözümüz alıştı, hem de sevdik tozu toprağı! Kendimize geldik yahu, eski günlere döndük! Oh be! Budur be! Helal olsun be! Kış aylarında pek bir güzel olacak, bedava çamur banyosu yapacağız, iyi mi? Verilen rahatsızlık, neden geçici olsun ki? Kalıcı olsun! Hatta yerel seçimlere kadar kalıcı olsun! Geçici olursa bugünleri yine ve yeniden unutacağız biz! Çöp konteynırları kaldırılsın! Çöpler de toplanmasın! Elimize geçen öteberiyi çukurlara atalım, rahatlayalım... Hıdrellez gecesi yakar, üzerinden atlarken de dilek tutarız! *** Bak bak bak... Kafa çalışmaya başladığı zaman durdurabilene aşk olsun! Sonbahar gelip de yağmurlar başladığında, çukur...

Bir liman daha zamana yenik düştü!

Resim
Öylece kaldım kartona yazılıp cama bantlanmış “kiralık” yazısının önünde... Ellerimi siper edip içeriye baktım, boşatmışlar. Kaşla göz arasında, farkında olmadan, ne zaman kapattılar Bahris’i? &&& Bütün saflığı ile hiçbir şey değişmeyecek, olsa olsa şarkıdaki gibi asmalar üzüm olacak zannediyor insan... Şarap keyfi ve biraz da dedikodu yapmak için uğramıştım Bahris’e, şaşırdım vallahi, bir taraftan üzüldüm de... Fırtınalı denizlerden, sakinliğine sığındığımız bir liman daha zamana yenik düştü! Bakalım nerde bulup içeceğiz Umur Bey şaraplarını, Melen’in papazkarasını? Çorlu’da nerde ahtapot ızgara yiyeceğiz, kış aylarında hangi şöminenin çıtırtısını dinleyeceğiz? Darbuka çalmama kimsenin ses etmediği tek mekândı yahu! Ötesi var mı? Şarkı söylemişliğim bile var! &&& “ Gitmek” var herkesin dilinde... Ege’ye gitmek, Akdeniz’e yerleşmek... Kaçmak, kurtulmak, mümkünse dönmemek... Yeniden başlamak her şeye! Geride kalan sayfal...