14 Kasım 2012 Çarşamba

Dedesi Paşa Ninesi Fransız!



Sakalları beyazlamış, gözlüklü, orta boylu, şu kokoreççinin yanında dikilen adamı tanıyorum!
Kumsalda, dört merdivenle suya inilen, denize sıfır yazlığı, güzel de bir teknesi var…
Çapara çıkar, yemliye takılır, uzun oltaya gezer, pişkovada bekler, aralık ayının sonuna kadar buralarda daha sonra İstanbul’dadır…
Teknesinin adını bilirim onunkini bilmem!
Hiç sormadım, söylemedi de zaten…
Onun evin kıyısından geceleri olta atarım.
Neredeyse her akşam içer!
Arada misafirleri gelir, mangal yanar, balıklar cazır cazır… Cümbüş, klarnet, darbuka…
İki sene evveline kadar; sekiz, dokuz yaşlarında bir kız çocuğu, köpeği ve eşi olduğunu tahmin ettiğim esmer bir kadın da görürdüm yazlıkta…
Ya boşandı, ya oluruna bıraktılar bizimkini!
Deryaya vurdu kendini.
Arada yanıma geldiği, kovaya baktığı ve lafladığımız olurdu…
Bir gece yarış atları olduğunu anlatmıştı, harası varmış…
Hiç at yetiştiricisi tanımam ama at’ıyor gibi gelmişti ne yalan söyleyeyim… Balık da vurmayınca enikonu dinlemiştim…
Dedesi paşaymış… Ninesi Fransız…
Boğazın en iyi yerinde yalıları varmış…
‘Aga buralarda ne işin var?’ diyemedim tabi!

Kiloluk eşkinayı çektiğim gecenin sabahı Mısır’dan gelmiş bu… Yol yorgunu!
Saharm El Sheikh'te dalış yapmış…
İki hafta boyunca Kızıl Deniz’in altını üstüne getirmiş…
Hâlbuki geçen hafta cigara istemişti benden!

Çok gezen mi, çok okuyan mı?
Nationel Geographic’ te izlediklerini yaşamış gibi anlatan mı?
Büyük İskender’den bir başladık… Sene; M.Ö 332!
Güzellik de yaptı sağ olsun, portatif masayı kurduk sahile… Paçaları dizlere kadar sıvadık, ayaklar denizin içinde…
Rakı buz!
Kavun, yanına koyun peyniri…
İskenderiye’yi kurduk!
İskenderiye olur da dünyanın yedi harikasından biri… Feneri olmaz mı?
Ya kütüphanesi?
Şak! Sene; 1517…
Yavuz Sultan Selim kulağında küpesi ile Mısır seferinde…
İskenderiye’yi almaz mı?
Almış…
Ninesi Fransız bunun… İhtilaldan... ‘İhtilal’ deyince kafanız karışmasın; Fransız ihtilalından dokuz sene sonra 1798’de gel sen Fransızlar İskenderiye’yi ele geçir…
Cleopatra…
Yalan mı doğru mu bilmem ama dokuz dili ana dili gibi konuşuyormuş kadın…
Sezar…
Marcus Antonius…

Hey yavrum hey, kimleri kimleri andık o gece… Ben bir ara gözlerimi gökyüzüne diktim, ayı iki tane görünce müsaade isteyip arabada yattım…
Oltaları ve kovayı sahilde unutmuşum, çalmışlar!










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder