15 Mayıs 2012 Salı

Totem

Bir “totem” muhabbeti aldı gidiyor ya!


Bu yıl olduğu gibi şampiyonun son maçta belli olacağı sezonlarda, işin içinde Galatasaray varsa... Sene boyunca tüm maçları izlediğim halde, cep telefonunun çekmediği bir yerlere balığa gidiyorum!

Aklıma gelmişken; Şükrü Saraçoğlu’nda locası olan tüm şirket yöneticilerine; beni maça davet ettikleri, gelemeyeceğimi söyleyip, sebebini açıkladığım zaman gösterdikleri anlayış için ayrı ayrı teşekkür ederim...

İsteseydim karşılaşmayı; Ertuğrul Özkök, Ahmet Hakan, Eyüp Can ve Uğur Dündar’la izlerken beleş dağıtılan “Godiva” çikolataları mideye indirebilir, evde misafirlere tutmak için paket yaptırabilirdim!

Yapmadım! Zamanımı Atila ve Ünal’la Kıyıköy’le Kastro arasında yerini dadananlar olmasın, kalabalık yapmasın diye söylemek istemediğim, erik rengi, ince, nazlı akan derenin kenarında, kırmızı mantara bakarken, tatlı su kefallerinin, oltanın ucuna taktığımız hindi ciğerlerine aldanmasını bekleyerek geçirmeyi tercih ettim...

Hoş Atila misafir gelecek diye bizi yarı yolda bıraktı, maçı izlemek için erken ayrılıp ormanda kayboldu ya neyse!

Eski bir komando olarak yaptığına aldırmayıp, patikayı bulmasına yardımcı oldum... Yol boyunca; ağaç yosunlarının ve karınca yuvalarının kuzeyi gösterdiğini... Çoban yıldızını, kurbağa varaklamalarının ne manaya geldiğini, karşına köpek çıkarsa nasıl kaçacağını, zehirli mantar türlerini, yılan ısırdığın da ve arı soktuğun da ne yapacağını, gelincikten şurup, altmış ikiden tavşan, osuruktan tayyare yapmasını, bakla, papatya ve kahve falı bakmasını, başı sıkıştığında kısmet açmasını öğrettim!

Kıpırdamayı sevmeyen adam Ünal’ın yanına geri döndüm...

Derbinin oynandığı saatlerde Ünal’ın üzerinde lacivert kumaş pantolon, beyaz gömlek, süet kösele ayakkabılar vardı... Kıyafeti balık tutmaya ve orman içerisindeki dar patikalarda yürümeye uygundu!

Ben kaynanamın penyeciden defolu diye ucuza aldığı, uğuruna inandığım bermuda şeytan üçgeninin içine zor da olsa girmiş, üzerine günün anlam ve önemine uygun sanki kimin şampiyon olacağını bilirmiş gibi alacalı bir tişört tercih etmiştim!

Yalınayaktım ve başparmağıma batan dıraga dikeni ile cebelleşiyordum...

Bir ara doksan dakika boyunca hareket etmeyen Ünal’ı, tünediği taşın üzerinde öldü zannettim!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder