29 Mayıs 2012 Salı

Sen ne dersen onu içerim

Dokunan olmasa akşama kadar otururum burada...


Yok yok bir hafta otururum! Geceleri nasıl güzel oluyordur kim bilir? Havuz dolu olsaydı ve fiskeyeler çalışsaydı...

Elinde tepsi ile şapkalı uzun boylu, kır saçlı bir amca geziyor masaların arasında... Gömleği, pantolonu ütülü... Birilerinin babası, birilerinin dedesi muhakkak!

Emeklidir kanımca... İçkisi, sigarası, gece hayatı ve hiçbir kötü alışkanlığı yoktur, olmamıştır... Yıllarca erken kalktığı için erken de yatmıştır, çok seyrek mahalle kahvesine çıkıyor, ay sonlarında aldığı öteberiyi utana sıkıla bakkala yazdırıyor, eli bollaşınca da ilk iş borcunu ödüyordur...

Sorsam birine “temiz adamdır” diyecek besbelli.

Evde oturmaktan bezmiştir, yengeyle incir çekirdeğini doldurmayacak sebeplerden atışmalar başlayınca...

Tanıdıklardan çay bahçesinin sahibi de “gel istersen” deyince...

Evde oturmaktan, kadın dırdırından iyidir be yahu!

Hem, bütçeye katkıdır.

Çalışmak ayıp mı arkadaş?

Bak elin adamlarına, görmüyor muyuz televizyonlarda, seksen yaşında delikanlılar zımba gibi işinin başında...

Çay isteyeceğim utanıyorum!

Ocaktan kendim alsam ayıp olacak...

Elinde bezle masaları siliyor ardından kül tablalarını döküyor, boşları topluyor, doluları dağıtıyor.

Güzel yer burası, keyifli de... Ağaçların arasında kaybolmuş... Serçeler, güvercinler, akşama kadar otursam ya burada... Ah bir de kitap olacaktı yanımda... Gerine gerine okuyacak havanın nasıl karardığını anlamayacaktım...

Rahat bırakmazlar ki!

“Cep telefonu” denen şeytan icadı, pranga gibi!

Canı sıkılan arar, derdi olan arar, dara düşen arar, hesap sormak, dertleşmek, egosunu tatmin etmek isteyen arar... Kimi, ne kadar önemli adam olduğunu hatırlatmak için arar...

Hiç bir şey bulamazsa, öylesine arar!

“ Ne içersin güzel kardeşim?”

Ah be amca gönlümden geçeni diyemem ki şimdi ben sana!

“ Rakı” de kuralım masayı... Hiç üşenmem alır gelirim.

Olmaz tabi!

Sen ne dersen onu içerim...

“Çay?”




















Hiç yorum yok:

Yorum Gönder