10 Mayıs 2012 Perşembe

O zarif ince asil kadın!

Güneşli bir gün, hafta sonu...


Sahil kalabalık... Tekirdağ’da önüme konan işaret parmağının yarısı büyüklüğünde köfteleri, ayran eşliğinde mideye indiriyorum...

Sol tarafımda oturan masada; bakmaktan kendimi alıkoyamadığım, mini etekli, kırmızı pabuçlu, giydiği kıyafet sebebiyle göğüsleri neredeyse degajesinden fırlamak üzere olan, kuaförden çıktıktan sonra soluğu köftecide almış, dikkat çekmek adına elinden geleni yapmış, bana göre başarılı da olmuş “dolgunca” olarak nitelendirebileceğim bir bayan var...

Sahi; sarışın!

O bardaktan su içiş!

Efendim, çatalı tutan sağ elin küçük parmağının asalet emaresi hareketleri!

O köfteyi çiğnedikten sonra peçeteyle kırıla döküle ağzın silinişi...

O bin bir nazla bacak bacak üstüne atış...

O marulun kıtır kıtır dişlenmesi...

O zarafet!

O letafet!

O kibarlık!

O incelik!

Bizim roman havalarının aralarında kullanılan kelimeler vardır, onun gibi;

“ Yıkılıyo!”

“ Dökülüyo!”



Köftemi bitirip, yemekten sonra ikram edilen çayı höpürdetirken...

İri yarı, gıdılı, göbekli, kalantor görünüşlü bir ağbi giriyor içeriye.

Sol tarafımdan O zarif, kibar, ince, asil dolgun sarışın bayan sesleniyor;

“ Ayri... Ayriii... nerde kaldın be şekerim!”













Ayri: Hayri!





2 yorum: