1 Şubat 2012 Çarşamba

Kar suyu


Saklandığı gölgelerin ardından, kurduğu pusuya düşürdüğü biçare insanları, en şaşkın anlarında ısıran tarih öncesi bir canavar kadar sinsi; soğuk...
Güzel bir kadının elmacık kemikleri kadar keskin ve ağına düşürdüğü kelebeğin canını almak üzere olan bir örümcek kadar acımasız...
Her âdemoğlu kadar fırsatçı!
Rüzgâr bir avuç kor olmuş, kuyruğunu sallayan sadık bir köpek gibi yüzümü, ellerimi yalıyor...
Paltomun yakalarını kaldırmış, sokağa çıktığıma bin pişman çarşıya çıkan bayırı tırmanıyorum.
Ayaz içime işliyor...
Buzda kayıp düşmemek için kol kola girmiş karı kocanın yanından geçerken;
“ Ben böyle bir şey görmedim, eksi dokuz dereceymiş” diyor adam...
Kadın; “vardır o kadar” der gibi başını sallıyor.

Havanın eksi bilmem kaç derece olduğu çocukların umurunda bile değil...
Kafasına yediği kartopundan serseme dönmüş biri ağlıyor, sümükleri neredeyse buz tutmuş yol yol...
Eldiveni olmayan öteki ısınsın diye avuçlarını hohluyor...

Daha büyükleri, ateş yakmışlar şehirde kalan son arsalardan birinin köşesine...
Dinsel bir tören yapar gibi elleri ceplerinde ateşin etrafına yuvarlak olmuşlar...
Ne konuşuyorlar kim bilir?

Daha önce hiç gitmediğim kahvehanelerden birine giriyorum... Kalabalık, insan kokusu, aylaklık kokusu sinmiş dört bir tarafa... Okeye dönen de, papazı bulan da, pişti yapan da bir arada...
Bulmacaları çözülmüş gazeteleri, en kuytu köşesine kadar okuyup sıkılanların gözleri televizyonda...
Kır saçlı bıyıklı bir adam istifa etmiş federasyondan.
Bana ne!
Balığın kulağına kar suyu kaçmış, kepçe ile topluyorlar mübarekleri, şaşkının biri; “ kar bereketi” diyor, sarı dişlerini ve hatta bademciklerini göstere göstere...
Civara toplanan yılışıklar her kepçede çıkan balığı alkışlıyor...
Boşuna demedik ya âdemoğluna “fırsatçı” diye!
Canım sıkılıyor, çıkıyorum.



Kar yine başlıyor
Helva almaya gidiyordum, vazgeçtim!

Fotoğraf: Ara Güler 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder