26 Ocak 2012 Perşembe

Bir çay içimi


İri, yeşil gözlü kara kedi, paçama sürtününce irkildim...
Balık tezgâhındaki göbekli, sözde kızdı kediye; “pisssst!”
Kedi oralı bile olmadı...
Göbekli, bıyık altından güldü halime...
Boş bulunmuştum, ellerim siyah kabanımın ceplerinde, gözlerim beyaz mermerlere serilmiş balıklarda, ne düşünüyordum kim bilir?
Karidesleri haşlayıp, ayıklayıp, köpükten yapılmış tabaklarda satıyorlar artık...
Püsür işi!
Bir avuç karides on lira... Yersen!
Balık da yok denecek kadar az zaten... Yer gök somon turuncusu... Çakma levrek, çakma çupra, çakma...
İstavrit ve hamsi de suyunu çekerse, önümüzdeki yıllarda balık yiyemez bu millet...
Kediler, martılar, ben... Yürüyüşe çıkmış, şemsiyeleri ellerinde üç yaşlı hanım... Boş çocuk parkı, ıslak kaydırak ve zincirleri paslanmaya yüz tutmuş salıncaklar...
Duman ve koku?
Balık, ekmek!
Balık; Norveç uskumrusu...
Ekmek; yerli!

&&&

Islanmasın diye, yaz aylarında çay ocağının önüne serpiştirilen plastik tabureleri içeriye almışlar...
Ocakta üç masa, masalarda da iki kişi var... Birinin ağzı açık, uyumuş kalmış... Yetmişli yaşlarda bir amca, kasketi elinde, bastonu yanında... Diğeri daha da yaşlı, sırtını iskemleye dayamış, kollarını kavuşturmuş, ayaklarını öne doğru uzatmış, boşluğa bakıyor...
Selam veriyorum...
Çıt yok!
Taburelerden birini alıyor, kapının önüne çıkıyorum...
Çayım geliyor...
Sırf laf olsun diye kahveciye;
“ Malkara’dan bu tarafa çok sis var” diyorum...
O da sırf laf olsun diye;
“ Kar yağacak” diyor...
Sebepsiz, karşılıklı gülüyoruz...

&&&

Gökyüzü gri...
Dalgalar nasırlı elleriyle kayaları okşuyor... Martı sesleri karışıyor rüzgâra...
Havayı içime çekiyorum, balık kokuyor... Mis gibi!
Bir çay içimi, olmayacak şeyler düşünüyorum...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder