18 Eylül 2011 Pazar

Aynaya bakalım ve gördüğümüzü sevelim ya...


Öyle bir uyuşukluk, evden çıkmama isteği...
Üzerine sıcak...
Gazeteler, köşe yazıları, bira... Yalnızlık, iç hesaplaşmalar, takkeyle sohbetler, geçmişte yaşanmış olayların sağlamaları, “ şimdiki aklım olsaydı” çıkmazları... Anlama çabaları, boş verişler, oluruna bırakmalar, kulp bulmalar...
Topu kadere atmalar... Salon voltaları, isyanlar, acabalar, soru işaretleri...
Vicdan açmazları!
Kolaya kaçmalar nihayetinde kabullenmeler... Şerefe! Şerefsizlere!
Pişmanlıklar, yüz ekşitmeler, sövmeler...

&&&

Ah bir de şu kahrolası cep telefonu çalmasa! Arayan adamlar on dakikanın içine kahramanlık hikâyelerini sığdırmasa!
Egodan muhabbetleri dinlemek zorunda kalmasam!
Hatta inadına birkaç tanesinin kalbini kırsam ve bir daha aramasalar...

&&&

Ne bu ya?
Yaptım, ettim, gezdim, gördüm, bitirdim, kazandım, çaktım!
Anlamsız, yersiz kendini ispatlama çabaları... Üzerine yalanlar... Farklı olma, kuul takılma çırpınışları...
Beğenmeyişler, burun kıvırmalar, küçümsemeler ortam müsaitse alaya almalar, zekâ yarışına girmeler...

&&&

Şey gibi daha çok;
Hani kadınlar neresi güzelse orasını ön plana çıkarır, çirkinliklerinin üzerini örtmeye çalışır ya!
Bacakları güzelse mini, göğüsler büyükse dekolte, popo biçimliyse dar... Kiloluysa bol...
Kulaklar büyükse saçları uzatır, yüzündeki sivilcelerin üzerini makyajla kapatır, kaşı yoksa kalemle çizer, parası bolsa burnunu değiştirir...
Güzel olan hiçbir yeri yoksa sempatik olur, onu da beceremiyorsa işteki sıfatını her yeri geldiğinde insanların yüzüne çarpar, alttan alttan bana farklı davranın mesajı verir ya!
Onun gibi bir şey...

&&&

Aynaya bakalım ve gördüğümüzü sevelim ya...
Başkası gibi davranacağımıza, sahip olduklarımız adına şükür edelim ya...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder