3 Ağustos 2011 Çarşamba

O gün bugündür cevap aradığım bir soru var




Çiftlikköy, Çeşme’nin güneydoğusunda, küçücük bir yerleşim merkezi...
Çeşme’ye uzaklığı beş kilometre!

&&&

Çiftlikköy’ün Çeşme’ye olan uzaklığını, bizim gibi yörenin yabancısı olup, ilk gördüğüne yol soracaklara, yardımcı olmak için yazdım...
Haziran güneşi tepede, öğle saatleri, arabayı gölgeye park edip, sahilde yürüyoruz...
Uzun, çiçekli entarili bir bayana soruyoruz önce;
Can Baba’ya gideceğiz de Çiftlikköy nerede?”
“ Sahili hiç bırakmayın doğru devam edin...”
“ Yürüyerek gidebilir miyiz?”
“ Tabi tabi...”

&&&

Kadın bizi başından mı savdı?
Ruh halimi bozuktu yoksa gırgıra mı aldı bilemedik ama Allah’tan yolu başkasına sormayı akıl ettik!

&&&

Rumların yaşadığı dönemde Çiftlikköy’e; Catapane deniyormuş ve tütün ekimi yapılıyormuş...
Yöre halkının geçim kaynaklarından biri de balıkçılıkmış...
Şu an bölgede anason üretimi yapılıyor...

&&&

Lodos var, dalgalar kumsalı dövüyor, sahil boyunca devam eden yol, tenha...
Önümüze biri çıksa da Can Baba’yı sorsak diye düşünürken “ Istakozcu Can Baba” tabelasını görüyoruz...

Gündüz niyetine, müşteri olarak bizden başka Yunanlı bir kadın var... Sahile attırdığı masaya, rüzgâra aldırmadan oturmuş, önünde 70lik votkayla meyve suyu şişesi duruyor, aralık vermeden doldurup doldurup içiyor...( Yaklaşık, bir saat sonra şişenin dibine doğru, kadının karşısında sanki biri varmış gibi anlattığına şahit oldum)

&&&

Çeşme’ye gelmeden önce yaptığım küçük araştırmada, okuduğum yazıların çoğunda “ Çeşme’den, Can Baba’da böcek yemeden dönülmez  ifadesine takıldığım için...
Niyetimiz; paraya kıyıp üzerinize afiyet ıstakoz yemek...
Kapıda, beyaz gömlekli kibar bir garson karşılıyor bizi, buyur ediyor, cam kenarındaki masalardan birine oturuyoruz...
Duvarlar fotoğraf dolu, kimler gelmemiş ki buraya; Tarkan, Ajda Pekkan, Ahmet Nazif Zorlu...
Sıraladığım isimlerden çıtanın nerelerde olduğunun farkına vardınız tabi...
Garson beni alıyor önce balıkların olduğu soğutucuya sonra mezelerin olduğu vitrine götürüyor...
Ben; acaba sipariş verirken ıstakoz mu desem, böcek mi desem ikileminde kalıyorum ve en kalantor halimle seçimimi yapıp sanki oraya yıllardır geliyormuşçasına, biraz küçümseyerek biraz da yüzümü buruşturarak;
“ Böcek var mı?” diyorum...
Garson cevap vermiyor, başka bir soğutucunun kapağını kaldırıyor...
Boy boy ıstakoz aga...(!)

&&&

Aldığım satış eğitimlerinden aklımda kalan ve yeni gittiğim yerlerde eğer mönü verilmiyorsa, beni bulaşık yıkamaktan kurtaran bir cümle var;
Türk insanı duygusaldır, fiyat soramaz... Rafa koyduğunuz ürünün altına mutlaka fiyat etiketi yapıştırın...”

&&&

Istakozları sere serpe yatırmışlar, garsona “ pişir iki tane” diyeceğim olay bitecek ama içimde de bir kurt var...
Hemen kimlik değiştiriyorum, kalantor müşteri tipinden, bağlamacı müşteri tipine akıyorum...
Kimlik değişince, sesin tonu da, desibeli de değişiyor tabi!
“ Birader kaç para ıstakoz?”
“ 150 lira! ”

&&&

O gün bugündür cevap aradığım bir soru var; acaba ıstakozun tanesi mi 150 lira, yoksa kilosu mu 150 lira?




Hamiş; O gün Can Baba’da ıstakoz yiyemedik ama barbun yedik... Can Babayla da tanıştık... Servis, mezeler ve hesap inanılmazdı! Önümüzdeki yıl tekrar yolumuz düşer de ıstakoz... Pardon böcek yemeden döneriz diye şimdiden para biriktirmeye başladık...

4 yorum:

  1. Çeşme'ye kadar gelmişsiniz, biz de İzmir'deydik. Keşke görüşseydik üstad... Bu arada keyifle okudum her zaman ki gibi. Sevgiler...

    YanıtlaSil
  2. Plansız, programsız çıktık öyle...Gönüller bir olsun, selamlar ...

    YanıtlaSil
  3. onun tanesi 150 liradir :)

    YanıtlaSil
  4. Tanesi mi? Kilosudur çok irili ufaklıydı hayvanlar...

    YanıtlaSil