23 Temmuz 2013 Salı

Maymun da ağaçtan düşer


Kitap rafları arasında zaman öldürüyorum… Yeni çıkanlar, çok satanlar, satmadığı için yüzde elli indirimle okutulmaya çalışılanlar!
Kalabalık.
Kız tavlamak, piyasa yapmak, kültür abidesi gibi görünmek, okuyan, dünya umurumda değil, bana kitaplar yeter havalarına bürünmek için gelenler de var buraya…
Canım sıkkın, ruh halimi değiştirmeye çalışıyorum, kişisel gelişim kitaplarından birini alıp tesadüfen bir sayfa açıyorum;
“ Başrollerini Rihard Gere, Julie Christie’nin oynadığı ‘Power’ isimi filmi mutlaka izleyin” demiş yazar, ardından da eklemiş; “ adamlar daha 1986 yılında çözmüşler işi!”
Adamların 1986 yılında çözüp, bizim saplanıp kaldığımız; imaj, vizyon, misyon meseleleri…
Bu sayfayı açmış olmanın vardır bir hikmeti deyip, gömlek cebimden not defterini çıkarıp, filmin adını yazıyorum, bulunup, izlenecek, mesaj alınacak!
İmaj?
‘Mış’ gibi yapma sanatı…
Karizma?
Ahmet Şerif İzgören MOKS adlı kitabında şöyle diyor; “Karizma kitap kapağı gibidir, kapağa bakarsın süper, içini açarsın, boş. Atarsın bir kenara!
Şimdinin karizma ağabeylerinin, ablalarının içini açıp bakmak zor, defoları ortaya çıkmasın diye iletişim kurmuyorlar çünkü…
Küçümseyerek bakıyorlar, anlatılanları dinlemiyorlar, kuyruklarını dik tutmak uğruna yanlışlarının arkasında duruyorlar…
Şakşakçılarının sürekli sırtlarını sıvazlamaları ve etraflarında yarattıkları sis bulutu yüzünden gerçekleri görmedikleri veya görmezden geldikleri için verdikleri kararların yüzde yüz doğru olduğuna inanıyorlar…

Hele getirisi sağlam bir de koltuk varsa işin içinde!
Ah ne şişkin egodur ooo…(!)
Nasıl küçük dağları ben yarattım edalarıdır… 
Doğuştan seçilmiş olduğuna inanmanın verdiği şımarıklığın desteklediği lider tavırları, bana danışmadan iş yapmayın; “ harcarım” mesajları, aba altında sopalar, üstü kapalı tehditler, pik yapan ukalalık, kaybetme korkusunun bileyip keskinleştirdiği özgüven!
İnsanların açıklarından örülmüş saygı duvarının yıkılma tehlikesine karşı kurulan umut iskeleleri…
Erişilmesi imkânsız büyüleyici havuçlar, hayal perdeleri, el çabukluğu, manipüle etmeler…
Özünde dillendirilemeyen; yalnızlık!

Her şeyin özü; su, zaman her şeyin ilacıdır…
Görmek için beklemek, nehrin kenarında olmak lazım!  


Bir Japon atasözünün dediği gibi; “ Maymun da ağaçtan düşer!”






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder