7 Mart 2013 Perşembe

Aşkın olduğu yerde aklı niçin ararsın?


Yıllar önce; ‘Aşk Dünya İşi değil’ başlıklı bir yazı kaleme almıştım…  
Ayşe Arman’ın geçen yıl kanserden kaybettiğimiz Selma Ann Desmond’un kardeşi Neriman Erman ile yaptığı röportajı okudum az önce, aklıma o yazı geldi…
Neriman Erman ablasını anlatan bir kitap yazmış, geliri kanserli kadınlar için Alaçatı’da kurulan bir merkeze gidecekmiş…
Kitabın ismi; ‘ Selma’
Kitap 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde çıkacak!
Bu arada “Dünya Kadınlar Günü” dedim de, televizyonda gördüğüm, unutmaya çalıştığım görüntüler var aklımda…
Yabancı uyruklu bir kadın canlı canlı mezara gömülüyor, üzeri çıplak bir adam önce kadının kafasına tekmeyle ardından kürekle vuruyor, kadın kurtulmak için yalvarıyor…
Kameraya aldıkları görüntüleri, fuhuş yaptırmak istedikleri kadınlara izletip, korkutuyorlarmış!
Suçluların ne ceza aldığı önemli değil!
Aklımıza geldikçe sallıyoruz ya; kendimizi karşımızdakinin yerine koymamız lazım diye…
Hani; ‘ empati’ falan diyoruz…
Diri diri toprağa gömülen, kafasına kürekle vurulan kadının gözlerinden bakmayı denesenize hayata… Sonra o kadının yakını, annesi, babası olun mesela, bir de öyle izleyin…
Jack London’un; Âdemden Önce isimli kitabında, kadınlarını döverek öldüren sonra da yaşadığı mağaradan aşağıya atan, ilkel topluluğun en güçlüsü ve en acımasızı olduğu için, kimsenin sesini çıkaramadığı Kızıl-Göz’den…21. yüzyılda ayrıldıkları kadınları sokak ortasında öldüren adamların ne farkı var?

Neriman Erman röportajın bir yerinde Ali Taran’a gönderme yapmış ve “ Allah cezalandırmak istediği insanın aklını alırmış” demiş…
O düğün tantanası, havuza atmalar, zıplamalar, kameraların önünde öpüşmeler, Taran’ın tarzı…
Ayşe Özyılmazel de Ali’nin âşık olabileceği, sevebileceği bir kadın değilmiş!

Hayat, film değil ama…
Ekmek Teknesi’nde bir sahne;  akşamüzeri gün kavuşmak üzere, fırıncı Nusret Baba, iskemlesini akasya ağacının altına çıkarmış, kim bilir ne düşünüyor…
Celal geliyor yanına, soruyor;
 “ Usta bir gönülde iki aşk olur mu?”
Nusret baba düşünüyor…
Ben de televizyonun karşısında acaba ne cevap verecek diye bekliyorum… Müdavimi değildim o dizinin, tesadüf ettiğim, unutamadığım, belki de detaylarını uydurduğum bir sahne!
“ Olmaması lazım” diyor usta… “ Olmaması lazım!”

Deli Yürek’in meşhur kuşçusu, çatıda on sekizlik peynir tenekesine tutuşturmuş odunları, güvercinleri bir tarafta,  çay da demlemiş, anlatıyor;
“ Adamın biri durup dururken kör olmuş, doktor doktor dolaşmış, kimse niye kör olduğunu anlayamamış, gözlerinde bir hastalık yok emme görmüyor… Doktorlar; “ biz bu işten bir şey anlamadık” demişler… Adamcağız kalkmış dünyayı dolaşmaya çıkmış, derdine bir çare aramaya başlamış… Bir yerde ona demişler ki; “ bak efendi sen bu dertten kurtulmak istersen, hayatta hiçbir derdi olmayan bir adam bulacaksın, onun gömleğini gözlerine süreceksin, hemen gözlerin açılacak…” Adam yollara düşmüş gene dertsiz birini aramış durmuş… Sonunda demişler ki; “ filan dağda bir çoban var, onu hiç bir derdi yoktur.” Hemen o dağa yollanmış bizimki, çobanı bulmuş “selam” demiş, “eee çoban ağa, duydum ki; senin bu dünyada hiçbir derdin yokmuş? Doğru mu?”
Çoban demiş ki; “yoktur… Allah’a şükür hiçbir derdim yoktur.”
Kör adam bir sevinmiş bir sevinmiş ki, dünyalar onun olmuş… Artık gözleri görecek diye içi içine sığmaz olmuş… “Ağam” demiş, “ hele gömleğini çıkarı ver de gözlerime süreyim, gözlerim açılsın...”
Çoban ne dese beğenirsin; “ iyi ama benim gömleğim yok ki!”
Çoban dertsiz olmasına dertsizmiş ama gömleği de yokmuş!”

Ateş bilmez ki, nasıl yaktığını…
Aşkın olduğu yerde aklı niçin ararsın?
Aşk dünya işi değil!





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder