29 Ocak 2013 Salı

Sırtını döndüğün kadar özgürsün!





Yaz aylarında çevre yolunda gördüğüm adama bugün yine tesadüf ettim…
Kar yağıyordu, hava eksi iki dereceydi, pantolonu yoktu, ayakları çıplaktı! Yine o, içine öteberi topladığı, birbirine eklenmiş çuvallarla büyütülmüş pazar arabasını çekiyordu…
Saçı sakalı birbirine karışmış, yüzü kirden görünmüyor ve sanki inanılır gibi değil ama üşümüyordu da.
Yavaşladım, başını kaldırdı, gülümsedi.
Ben?
Ben ne yaptım sahi o an? Radyonun sesini mi kıstım? Aptalca sırıttım mı?
Hissettiğim acıma mıydı? Canım mı yandı yoksa? Şaşırdım mı? O adam ben oldum da arabasının içinde sorgulayan gözlerle bakan zavallıya gülümsedim mi? “Ya günün birinde onun gibi olursam” diye kortum mu? Dün gece ne kadar da mutluydum! Beşiktaş’ı yenmiştik ve kızmıştım hakeme… Melo tükürmemişti… Oğuzhan numaracının tekiydi! Hayat futboldu! Dünyanın parasını vermiştik ama Wesley Sneijder’i almıştık, Drogba geliyordu hem de taa Çin’den… Otuz beş yaşındaydı ama eh olacaktı o kadar… Hem ben… Ben… Dünya kimilerine siyahsa benim ne suçum vardı?(!)  
Dişleri inadına bembeyazdı?
Bir şeyler istesin diye bekledim, ne olursa işte; para, sigara, ayakkabı, pantolon…
Vicdanımı rahatlatacak, bana insan olduğumu hatırlatacak herhangi bir şey!
Oralı bile olmadı, daha önce belki de binlerce kez başkalarına da yaptığı gibi kafasını çevirdi!
Her şeyden vazgeçtiği için her şeyi varmış gibi geldi bana…
Kıskandım!
Sırtını döndüğün kadar özgürsün” demiş miydi bir yazar, yoksa ben bu cümleyi adamın gözlerinde okudum da hala anlamaya mı çalışıyorum!  

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder