22 Aralık 2012 Cumartesi

İncir çekirdeği


 “İncir çekirdeğini doldurmayacak şeyler yazıyorsun” dedi bir arkadaşım… Meğer yazdıklarımın hepsini okurmuş da benim haberim yokmuş… Sosyal paylaşım siteleri sağ olsun!
Ölmeden şair ve yazar olmanın zor olduğu bir ülkede incirin çekirdeğine kafayı taksan ne, takmasan ne!
Genelde, yaşadıklarımı, gördüklerimi, hissettiklerimi karalıyorum, laf aramızda bazen işin içine hayal ürünü serpiştirdiğim de oluyor… İtiraf ediyorum bir iki defa da; bana anlatılanı kendim yaşamış gibi aktardım!
Ayıpmış gibi gelmedi.
Hoş şimdi de gelmiyor…
Yaşadıklarım incir çekirdeğini doldurmuyorsa, ben ne yapayım?(!)
Sıradanlıkları, herkesin yaşama ihtimali yüksek olayları, yazmayı seviyorum.
E yazdıklarımdan bir beklentim de yok.
Ben de böyleyim anlayacağınız…
‘Anlayacağın’ sevgili dostum.

Bir dönem futbol yazdım.
Gördüm ki; yazılan yorumlardan bazıları ağza alınacak şeyler değil… Caydım!

Türkiye ve dünya gündemine takıldım.
Trenin vagonlarından birine hapsolmak gibi geldi bana… Hem gündemi kim belirliyor Allah aşkına?
Birçok yaygın gazetede köşe yazanlarının kaleme aldıklarını okuyorum…
Pardon okuyordum!
Anlatılanlar bir iki kişinin başının altından çıkmış gibi geldiği için, köşe yazarlarını okumayı da, gündeme dair yazmayı da bıraktım!

Siyaset, politika?
Al takke ver külah!
Bir yazar, birinin, öteki yazar, berikinin adamı... Güya birbirine rakip üç, dört takım var!
Bir araştırıyoruz, meğer o üç dört takımın bazı önemli oyuncuları, başka ülkede uzun yıllar aynı takımda oynamamış mı?
Futbol işte!
E dün “ ben de olsam denize girerdim” deyip bugün de “ denize girmezdim gördüğünüz gibi girmedim” diyemeyeceğime göre…

Gezdiğim yerlerin fotoğraflarını çekiyor, kendimce seyahat yazıları yazıyor, mekânları anlatıyordum…
“Mekân, otel sahiplerinden kaç para alıyorsun” mesajları gönderdiler…
Arkadaş ben kimim ki demedim ama gezi yazılarını da bıraktım.
Yeri geldiği için yazıyorum; şimdiye kadar ne bedava tatil yaptım, ne de hesap ödemeden çıktığım mekân var!

Beğenmediğim yerleri de rencide etmemek adına anlatmıyordum üstelik…
Servisini, duruşunu, temizliğini, keyif aldım işletmeleri aktarıyordum.

Yeni çıkan kitapları okuyor, (hala okuyorum) yazıyordum…
Topluma kötü örnek olduğum, o kitapları okumakla zaman kaybettiğim, üstelik vatandaşı yanlış yönlendirdiğim konusunda uyarıldım.
Amaaan bana mı kaldı, zaten okumayan bir topluma kitap anlatmak neyime dedim… Bıraktım!


Vizyondaki, izlediğim filmler hakkında yorumlar yazıyordum.
En son yerli bir filmi eleştirince bir sopa yemediğim kaldı…
Ben film eleştirmeni miydim?
Emeğe saygım yok muydu?
Sıkıyorsa ben de bir film çekseydim ya!

Nihayetinde sevgili dostum, elimde senin incir çekirdeğini doldurmuyor dediğin; meyhaneler, balıkçılar, deniz, kumsal, kuyruksuz kediler, kovalar, banklar, kır kahveleri, çay, çorba, limon, olta, mantar ve balıklar kaldı!









Hiç yorum yok:

Yorum Gönder