29 Ağustos 2012 Çarşamba

Banklar limanıdır yalnızların


Siyah deri ceketli, uzun saçlı adam, deniz kenarında bir bankta kollarını kavuşturmuş, yüzünü maviliğe, sırtını dünyaya dönmüş oturuyor...
Tedirgin adımlarla elleri montunun cebinde bir kadın yaklaşıyor, zoraki gülümsemenin ve hafif bir baş selamının ardından ilişiveriyor...
Konuşmuyorlar önce.
Susuyorlar sonra...
Çok geçmeden; kadın gözleri yaşlı gidiyor...
Adam kalıyor...
Bir balıkçı teknesi geçiyor uzaktan...

Başka bir gün, başka bir dünya, başka bir adam...
Yine deniz kenarında bir bank, akşamüstü, mevsimlerden yaz...
Gökyüzü kızıl, deniz alev alev...
Martılar...
Adam bekliyor!
Kadın gelmiyor...

Yağmurlu bir gün, yaprak yaprak sonbahar...
Bir kır kahvesinin kuytusunda çürümeye yüz tutmuş, yosuna kesmiş bankta başka bir kadın başka bir adamı bekliyor...
Gözlerinde umut.
Elleri titreyerek çantasından çıkarttığı sigarayı yakıyor, dumanı rüzgara üflüyor...
Gözleri saatinde...
Zaman geçmiyor, beklenen gelmiyor.

Kar var...
Soğuk, çatır çatır buz ortalık...
Sıcak, dumanı tüten evlerin ışıkları yanıyor... Mutlu çocukların kahkahaları karışıyor geceye...
Yüksek binaların arasına sıkışmış nokta kadar parkın kapısından paltosunun yakalarını kaldırmış hayat yorgunu bir adam giriyor...
Koltuğunun altına sıkıştırdığı gazete sayfalarından döşek, çaresizliğinden yastık yapıyor bankın üzerine... Aklında sıcacık sobanın arkasında uyuduğu günler, uyanamayacağını bile bile dudaklarında çözmüş olmanın verdiği huzur ve umursamazlıkla uzanıyor...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder