9 Şubat 2012 Perşembe

Yolda izde


Uzun kollu mavi gömleğin üzerine giydiğim ceketle çıkmıştım evden!
Buz tutan asfalta tutunmaya çalışan arabanın içinde kendi kendime söyleniyorum... Otuz beş plaka beyaz bir minibüs kayıyor önümde, nefesimi tutmuş rüzgârla beraber savrulacağını düşünürken,  toparlıyor...
İmkân yok ama insanların çığlıkları geliyor kulağıma!
Uçsuz bucaksızmış gibi görünen beyazlığın örttüğü yol, bugün türlü hainlikleri barındırıyor bünyesinde... Kara saplanmış, terk edilmiş kamyonu geçerken, darı sevdasına canını unutan sığırcık sürüsünün kanat seslerine seviniyorum...
Vazgeçmeli!
Yol üzerinde bir otel odasının yalancı kuytusuna atmalı kapağı...

&&&

Otelin cümle kapısını açıp içeriye girince, ceketimin ne zaman kaldırdığımı anımsamadığım yakalarını düzeltiyor bir taraftan da elimin tersi ile üzerime biriken kar tanelerinden kurtulmaya çalışıyorum...
İçerisi eski kokuyor fakat sıcak...
Sağ tarafta; çakmak taşları ile helalleşip, emekliliğin keyfini sürmesi veya çoktan sobada yakılan küllerinin dağılması gerekirken kapıya bekçi olmuş döven, hemen yanında sapı çürümüş mü, kırılmış mı bilmem devasa kömürlü bir ütü var...
Köşede; körüğü yırtık, bir ayağı çukurda fotoğraf makinesi...

&&&

Kırmızı rujlu, kırmızı ojeli ve kırmızı fuları ile kırmızının insafına sığınmış, kara sarı yüzünü rengârenk boyalarla saklamaya çalışan, koca gözlü bir kadın var resepsiyonda...
Selamlaşıyoruz...
Boş oda olup olmadığını soruyorum...
“ Şansınıza tek bir odamız kalmıştı” diyor...
“ Kar yolları kapatmış da... Yoğunuz biraz!”
Yüz iki numaralı odanın anahtarı elimde, birinci kata çıkan eski halının altına saklanmış merdivenleri aşıyor...
Misafiri olacağım otel gözünün beyaz kapısını açıyorum...
Bildik, nem ve küf kokusuna selam veriyorum fakat sıcak!

&&&

Hücreden kaba, şimdiye kadar kaldığım otel odalarının en küçüğüne düşmüşüm, şansıma...
Yol kenarında araba içinde titremediğime sevinmeli mi, kısmetimde bu odanın olmasına üzülmeli miyim?
Kar suyunun beyazlattığı ayakkabılarımı çıkartıp, çoraplarımı nereden bilmem! Eski bir alışkanlıkla kalorifer peteklerinin üzerine koyuyorum...
Çoraplarım kuru oysa...
Kumandası işe yaramayınca düğmesine dokunduğum televizyon çalışmıyor...
Sövüyorum!
Bir süre öyle karanlıkta yatağın üzerinde oturuyorum...
Manzara güzelse, bir iki parlatırım sarar kafayı yatarım diye geçiriyorum içimden, kalın kadife perdeyi aralıyorum!
Olması gereken yerde manzara yok!
Kocaman ışıklı bir tabelanın arka yüzü var...

&&&

Karlı bir gecede, televizyonu bozuk, manzarasız ve masasız, nem ve küf kokan bir otel odasında ne kadar kalınırsa o kadar durup, kırmızının insafına sığınan kadının yanına iniyorum;
“ Başka odanız yoktu değil mi?”
“ Maalesef... Keşke önceden telefon etseydiniz... Kartımızı alın bir dahaki sefere öyle yaparsınız...”
“ Televizyon çalışmıyor!”
“ Bir gece değil mi, idare edersiniz...”
Çaresizlikten gülümseyip, lobideki siyah koltuklara televizyonun karşısına oturuyorum...
Haberler var!
Bir gece önce dört kişilik bir aile ana haber bültenine çıkmış, evleri harap, çocuklar, anne, baba hastaymış...
Görüntüleri, oturdukları şehrin belediye başkanının midesi kaldırmayınca, bu gece aileye ev bulunmuş, dayanmış, döşenmiş, ceplerine para da konmuş... Vicdanlar susturulmuş!

Keşke ihtiyaç sahipleri, tinerci çocuklar, evsizler ve de cümle garibanlar sıra ile ana haber bültenlerine çıksa!

&&&

Canım sıkılıyor...
Biri arkamdan yüksek sesle; “ reklâm kokan hareketler bunlar” diyor... “ İyilik yapacaksan gizli yapacaksın kardeşim!”
Başımı çeviriyorum...
Gözlerim, sesin sahibi adamı arıyor fakat yok!
Mini etekli, siyah çoraplı, bacak bacak üstüne atmış, sarı saçlı, geniş omuzlu, bir... Bir... Bir direkten dönme var... Traversti!
“ Ağbiii, değiştireyim mi kanalı?”
“ Siz bilirsiniz” diyorum ayağa kalkarken... Telefonu çalıyor, birine neden gelemediğini, nasıl yolda kaldığını anlatıyor...

&&&

Kapağı tesadüfen bulduğum sıcak bir meyhaneye atıyorum sonra... Sobaya en yakın masanın keyfini sürerken;
Yolu, beyaz minibüsü, terk edilmiş kamyonu, sığırcıkları, düveni, kömürlü ütüyü, kırmızının insafına sığınmış kadını, küf kokan odayı, bozuk televizyonu, manzarası olmayan pencereyi, direkten dönmeyi ve her şeyden önemlisi ertesi sabah eve dönüp dönemeyeceğimi düşünüyorum...




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder