29 Şubat 2012 Çarşamba

Sarı lekeler


Boş leylek yuvalarında gözüm... “Erken daha” diyor içimdeki ses... Omuz silkip biraz da küçümseme ile “biliyorum” diyorum...
Merak benimkisi... Beklenti, umut... Neyse işte! Havalar ısınsın, arabanın ön camından gördüğüm süt rengi, yeşilin bilmediğim tonlarına dönüşsün istiyorum...

Kimi zaman bir yere varmayacağını düşündüğüm buzdan yolda gidiyorum...
Sığırcık kümeleri, serçe sürüleri, güvercinler...
“İyi insan” gibi hissetmek için, kar yağdığında kuşlar yesin diye ekmek ufalarız balkona...
Kargalar gelince bozuluruz... Kargalar da bildiğin kuştur oysa!

Çığlık çığlığa bir ambülâns geçiyor yanımdan, çok geçmeden yüzü gözü şalla kapatılmış biri el ediyor;
“ İleride kaza var arkadaşım, kamyon devrilmiş...”
Yol kapalı demek!
Geri dönmeyi gözüm kesmiyor...
Geri dönmeyi kesmeyen gözüm benzin ibresine gidiyor, depom dolu... İçim rahatlıyor... Bir köy minibüsü duruyor arkamda, kapılar açılıyor, inen yolcular, komut almış gibi sırtlarını dönüp işemeye başlıyor... Çeşitli yaşlarda altı adamın aynı anda kendilerini bu hale sokması neden bilmem garip gelmiyor!
Sarı lekeler kalıyor karın üzerinde ve hayali siydik kokusu geliyor burnuma...
Ardından, endişe ile karışık soru işaretleri beliriyor dikiz aynasında;
Ya yol açılmazsa?
Ya burada sabahlamak zorunda kalırsam?
İçimdeki ses yanıtlıyor soruları;
“ Açılıııır...”
“ Sabahlasan ne olacak, benzinin var... Hem hikâye peşinde koşmuyor muydun?”
İniyorum arabadan, bir sigara yakıyorum...
Soğuk içime işliyor...
Sırf laf olsun diye az önceki sarı leke ressamlarından en yakın olanına yolculuğun nereye olduğunu soruyorum... Uçakta yan koltukta oturan birine nereye gittiğini sormak gibi bir şey...
“Uzunköprü’ye, pazara” diyor adam...
Günlerden perşembe demek!
“ Sen nereye?”
“ Ben de Uzunköprü’ye”
“ Adaş niye çıktın bu karda kışta yola?”
“ Gece Keşan’da kaldım, Uzunköprü’de de işim vardı...”
“ Siz niye çıktınız?”
“ Pazara dedim a! Versene bi sigara...”
Tereddüt ediyorum bir an, yol açılmazsa ne yaparım diye geçiriyorum içimden, “yok” demeyi de kendime yediremiyorum, paketi uzatıyorum...
“ Ne iş yapıyorsun sen?”
“ Gazoz satıyorum...”
Gülüyor...
“ Bu karda kışta gazoz içer mi millet, hiç akıl yok sende de...”
Gülüyorum...
“ Gazozcunun iyisi bu havada belli olur! Sıcakta herkes satar...”
“ Pirimi iyi veriyorlar demek! Paranın gözü çıksın... Teyzemin oğlu da... ... da çalışırdı, battılar sonra... Ne oldu bilmem! Bakkal dükkânı var şimdi...”
“ Üşüdüm ben arabaya biniyorum...”
“ Hakkını helal et, sigara verdin...”
“ Helal olsun...”
“ Benden yana da helal olsun...”

Sıkıntıdan radyo kanalları arasında gezmeye başlıyorum, yerellerden birinde istekler var... Kendine Dj diyen çocuğun verdiği numarayı tuşluyorum... Açıyor...



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder