9 Ocak 2012 Pazartesi

Işıklı vitrinlere bakıp kandırıyoruz kendimizi


İnsanların her hafta sonu, döner kapılardan sırayla sürtünerek geçip bu alışveriş merkezine gelme sebebi, mekânın popüler olması mı?
Giyim mağazaları?
Kebapçılar, dönerciler mi?
Bir kahvenin, esnaf lokantalarında yenen öğle yemeği fiyatına satıldığı, kafeteryalar mı?
Günde ortalama sekiz saat çalışan insanların, hafta sonları ihtiyaçtan sosyalleşme isteği mi?
Nüfusu üç yüz bine dayanmış şehirde, sinema salonlarının burada toplanmış olması mı?
Işıklı vitrini sayesinde, internetten çok ucuza alınabilecek kitapları iki katına okutan, kitapçı mı?

&&&

Toplum olarak acınacak haldeyiz!
Sebep bu!
Alternatif yok...
Daha açık yazayım; gidecek bir yerimiz yok...

&&&

Haftada iki, bilemedin üç defa geliyorum buraya... Pazar günleri otoparkta yer ararken helak oluyorum!
Ne çok araba var...
Uzağa, lunaparkın aşağısına park edip, eller ceplerde bayır yukarı yürüyorum!
Hadi hafta sonu geliş sebebim belli!
Berber...
Hafta içi kitapçıya uğruyorum, her defasında kitap mı alıyorum?
Yoo...
Çok satanlar rafına, yeni çıkanlara bakıyor, arada dergileri karıştırıyorum... Bir de filmler var tabi!
Her defasında masaj koltuklarına kayıyor gözüm... Bir liranın yüzü suyu hürmetine, üç dakikalığına da olsa gevşemeye çalışan ne çok insan var!

&&&

Antalya’da; kocaman, içinde çay servisinin yapıldığı bir kitapçı vardı... İsmini unuttum... Geçmiş zaman kullandım lakin hala durduğunu tahmin ediyorum...
Yasaksız günlerdi, meraklandığın kitabı almadan önce tabureye oturuyor, çay, tütün keyfi yaparken okuyordun... İstediğin kadar hem de... Gelsin biri dürtsün, “dördüncü çayı içiyorsun, gayrı ücretli” desin, yok!

&&&

Yaşadığım şu şehir... Kalabalık bir köy aslında!

Işığa gelen pervaneler gibi, çaresizlikten, ayak alışkanlığından yolumuz düşüyor alışveriş merkezlerine...
Işıklı vitrinlere bakıp kandırıyoruz kendimizi, sosyalleştik sanıyor, avunuyoruz...
Dediğim gibi; acınacak haldeyiz!



   

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder