4 Kasım 2011 Cuma

Mevsimlerden... İnadına sonbahar!


Sıvasız, duvarları nemli, şeker çuvalından perdeleri kapalı, nasıl bir tesadüftür ki; bir odasının penceresi hastanenin morguna, diğeri; komşu köyün mezarlığına bakan, iki katlı kondunun, küf kokan, feri sönmüş, ampulü kesmiş, gözündeyim...
Mevsimlerden... İnadına sonbahar!
Gönül kırıklarını,  çaresizliğimiz ve bez parçaları ile örtmeye çalıştığımız pencereden;  mezarlardan korktuğu için midir, nedir? Islık çalarak giriyor içeriye rüzgâr...
Şimdi nerededir ne yapar bilmem ama o gün Asya söylüyor, ben şarkının sözleri ile içimdeki yangına döktüğüm suyun buharında can çekişiyorum;
“  Yoksun sen, esen rüzgârlarda, ezilmiş çiçekler kaldırımlarda ...”
Bu yaşta, pineklediğim mutfak masasının garantisinde, yıllar sonra tekrar dinleyince;  nasıl fingirdek, nasıl kırıtkan, nasıl işveli, nasıl koket, nasıl yosma geldi şarkı bana...(!)
Arkadaş, kim yoktu o zaman?
Kimi yok saymaya cüret etmiştim en müptedi halimle?
Faturayı kime kesmiştim?
Zaman her şeyin ilacıdır” derler ya...
Vallahi doğru, bak unutmuşum!
Zamanı; saçımızdaki beyazlara, yüzümüzdeki çizgilere, kabuk bağlamış yaralarımıza sürsek en bolundan...


1 yorum:

  1. ''içimin yangınına döktüğüm suyun buharında can çekişiyorum''

    bundan ne güzel şiir olur ali abi.tek kelimeyle harika bir betim...

    ayrıca;şu ana kadar okuduklarım arasında tercihe zorlansaydım,sanırım bu yazı derdim...içinden kopup gelenlere saygıyla eğiliyorum...

    YanıtlaSil