3 Ekim 2011 Pazartesi

Hüzünlü uyanıyorum sabahları...


Neredesin, ne yaşıyorsun kim bilir?
Arada fotoğrafına bakıyorum... Şimdi de bakıyorum... Sen de bana bakıyorsun, farkında değilsin...
Sana baktığımı bilsen, gülmezdin ya!
Neyse...
Olsun, farkında olarak bana baktığın günleri de anımsıyorum ben...
İçtiğim gecelerde aklıma geliyorsun...
Yani; her gece...
Nasıl bir şey bu?
Acı biraz, çokça iç geçiriyorum aklıma geldiğinde...
Saklı, gizli zaman makinesi yapmaya çalışıyorum evin bodrumunda... Aramızda kalsın!
Becerirsem, düzelecek her şey...
Düzelmez ki...
Vazgeçemeyiz sahip olduklarımızdan...
Hem nasıl derim “ bırak” diye...
Benim bırakmam imkânsızken!
Güvercin beslemeye başladım evin çatısında...
Arada onlar da beni besliyor...
Benden duymuş olma, bilirsin kıvıramam... Lakin gerekirse... Takla da atıyorum!
Nankör de oluyorum... Biri “pist” diyene kadar...
Sokak köpeği de oluyorum...
Hüzünlü uyanıyorum sabahları, kuyruğum çoğu zaman bacaklarımın arasında oluyor, aldırmıyorum...
Geçen hafta kasap kedisiydim mesela, ciğerine...
Sonra Martı!
Martıları herkes sever de...
Martılar, neden çöplükler de uçtuğunu bilmez...
Evim sırtımda, kaplumbağa tadındayım anlayacağın...
Uğur böceği olmak istiyorum en çok, sen fark etmesen de omzuna konmak için! 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder