13 Ekim 2011 Perşembe

Acaba şekerim mi var


 Atila huylandırdı beni...
“ Ağbi sende kesin şeker var, bu havada üşümemen mümkün değil” deyince içime bir kurt düştü...
Ertesi gün soluğu Silivri Köfte Sarayı’nda Doktor Mehmet’in yanında aldım...
Biraz lafladık ağzımdan çıkarttım baklayı...
“ Ağbi senin bir aletin vardı şeker ölçüyordu, duruyor mu?”
“ Hayırdır?”
“ Bende şeker var galiba!”
“ Kim söyledi?”
“ Atila...”
“ Doktor mu?”
“ Değil, püsküütçü!”
“ Ne bilecek oğlum Allah’ın püsküütçüsü!”
Kasanın altındaki çekmeceyi açtı küçük bir kutu çıkarttı...
“ Uzat bakalım patini!”
Sağ elimin işaret parmağına küçük bir delik, kandamlası tahlile... Makinedeki sayılar döndü...108’de durdu...
Nefesimi tuttum, Doktor Mehmet’in yorumunu bekliyorum...
Önce bir yutkundu, iç geçirdi;
“ Normal!”
“ Yok, bir şey yani?”
“ Yok yok... Kahvaltı yapmadan evden çıkma...”
“ Ha yaşa be ağbi... Ağzın bal yesin...”  
“ Fikreeet getir bana bir tas kelle paça, arkasından at köfteyi...”

&&&

“ Fikret” dedim de...
On beş gün önce tabaktaki köfteleri mideye indirme telaşındayken Fikret yanıma sokuldu;
“ Ağbi yazsana beni!”
“ Yazarım” deyip unuttum... Bu defa surat yapıyor...
“ Ne oldu be Fiko?”
“ Hani beni yazacaktın salı günü?”
Baksana sen bana, gününü de söylemişim!
Mahcup oldum adama...
( Fikret’in kahraman olduğu bir hikâye uydurmak lazım şimdi)

&&&

Dört sene öncemi mi desem, beş sene öncemi desem; güneşli bir yaz sabahı... Deryaya karşı kahvaltı yapıyorum...
Ağzımdaki peynir parçası kör ümüğüme kaçmasın mı?
Arkadaş nefesim kesildi... Masada kanadı kırık kuşlar gibi çırpınıyorum... Tam, etraf kararıp yolun sonuna geldiğimi düşünürken...
Fikret yetişti de sırtıma vurdu!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder