24 Temmuz 2011 Pazar

Bugünler de ben gitmek istemiyorum

Küçük sahil kasabası hayalinden caydım...
Fark ettim ki; ne kadar farklı olduğumuzu düşünsek de, beklentilerimiz bile aynı!
Anasonlu sohbetlerde; faklı yüzlerce ağızdan, farklı yüzlerce ses tonu, vurgulama ve şive ile yüzlerce defa dinledim bu gitme hayallerini...
Yalan yok, çok efkârlı olduğum gecelerde ben de anlattım... Öyle özel birilerine değil, masada kim varsa işte!
Anlata anlata, anlattıklarıma inandırdım kendimi...
Anlata anlata, siz ikna edebildiniz mi kendinizi?

***
Balkonlarını rengârenk çiçeklerin süslediği, iki katlı taş bir ev... Dört beş masalı, sadece bilenlerin geldiği, biraz da salaş, kendi halinde, keyfine bir balık lokantası...
Sabahları uzun kahvaltıların yapıldığı, günün ilk cigarasının tüttürüldüğü, köpüklü kahvesinin höpürdetildiği, çardağın altında uyunduğu, meyve ağaçlarının süslediği, kuyusundan su çekildiği bir bahçe...
Mavi renkli bir kayık!
Hayatın yüzünde derin izler bıraktığı, geçmişi sorgularken, kim sorarsa balık tutan bir adam...
Fotoğraf bu mu ya?
Beklenen, istenen, arzulanan ve hayal edilen bu mu?
Hepsi olursa, mutlu olacak mıyız ya?
Yaşanan her şey bunun için mi?

***
Can Baba kusura kalma;  bugünler de ben gitmek istemiyorum... Sonra ne olur bilemem!
Gidenlere; birinin el sallaması, birinin; gidenlerin ardından su dökmesi, birinin; “eskiden” diye başlayan cümleler kurması, kalanlara gidenleri anlatması lazım!
Hem kalan olmazsa, gitmenin tadı mı olur?   

***

Başkasının hayallerini süsleyen, tahta masalı, salaş balık lokantalarının müdavimi olmak da güzel!

1 yorum: