10 Haziran 2011 Cuma

Tezek Bohtur, kalorisi yoktur, stokumuz çoktur

Doğruyu söylemek gerekirse bir süredir kimseyi ciddiye aldığım yok... Buna sakallı ve uzun saçlılar da, Almanya’da hayat mücadelesi verenler de dâhil!


Sever, sayarım o ayrı...

Sevip, saymak yerinde ciddiye almak mıdır?

Tartışılır...

Olmak nedir ya?

İçinizde kaç kişi oldum diyebilir?

Peki, içinizde kaç kişi “sen oldun” dendiğinde inanabilir?

İnanmak istiyorsa ona bir şey diyemem... İnsanların inanmak istedikleri hakkında da ahkâm kesecek değiliz ya!

İsteyen, istediğine inanır... Engellenir, eleştirilebilir mi?

Bu kimseyi ilgilendirmez... “İlgilendirir” diyenler de beni alakadar etmez!



&&&



Konuyu; 11.01.2009 tarihinde “Gönüllü yapılan işlerde ego olur mu?” başlıklı yazımda işlemiştim;

“Geçen hafta Milliyet gazetesinin Pazar ekinde Filiz Aygündüz’ün Çetin Altan’la yaptığı söyleşi vardı…

Sorulardan bir tanesi gerçekten enteresandı!

“ Ahmet Hakan ödülünüzü kutladığı yazısında sizi “ köşe yazarı adı verilen tuhaf mahlûkların babası” ilan etti… Babaya, oğullarını ve kızlarını sorsam hangilerini severek okursunuz mesela?

“ Hangisi 100 sene sonra kalacaksa dostlarımdır, 100 sene sonra buluşuruz hepsiyle… Şunun yazılarını beğenirim, bunun yazılarını severim demek çok ayıp bir şeydir!”

***

Aralık ayının yirmi ikisinde pazartesi sabahı, Sinema, Gündelik Yaşam ve Futbol kategorisinde üç tane yazıyı birer dakika ara ile yayıma verdim…

Futbol kategorisindeki yazım diğerlerini okunma sayısı, popüler tabiri ile “ tık” olarak neredeyse 10’a katladı!

***

Dikkat çeken, fazla okunan, merak uyandıran yazıların ortak özelliklerini belirlemek için Einstein olmaya gerek yok…

İçerisinde “porno” kelimesi geçen bir blog yazarsanız çok okunur, okunma oranını baz alarak büyük yazar olduğunuz gibi bir hipoteze sahip olabilirsiniz…

Hiç anlamadığınız halde sırf duygusal tatmin için futbol kategorisinde yazabilir, yazınız on binlerce defa okunduğunda kendinizi Türkiye’nin önemli futbol yorumcularından bir tanesi gibi hissedebilirsiniz…

Gazetelerde yer alan magazin haberlerini yorumlayabilir, yorumunuz çok fazla tıklandığında kendinizi Ali Eyüboğlu’nun yerine koyabilirsiniz…

***

MB’ de kimleri okuyorum?

Cevap çok basit… Kendi gündemleri olan ve bunları yazan arkadaşları…

***

Kim ne derse desin günümüz insanı bunalımlı günler yaşıyor…

Beyaz bir sayfanın önünde saatlerce oturup, sayfayı kelimelerle doldurmaya çalışmak!

Çoğumuz için acılardan, öfkelerden, uğradığımız haksızlardan, kurtulmaya çalışmanın ütopik bir yolu değil mi?

Yazdığımız, okunduğumuz ve yorumlandığımız zaman kendimizi daha iyi hissedip, gerçeklikten kopmuyor muyuz?

***

Ben neden yazıyorum?

Kendim için…

Yazmayı sevdiğim için…

İçimdeki zehri atma metotlarından birinin, yazmak olduğu keşfini yaptığım için…

Yazmak gibi bir misyonum olduğuna inandığım için…

Bu ülkede okuyup, yazan, düşünen insanlar olduğunu, televizyonlara çıkıp “ Türk insanı okumuyor ve dolayısı ile yazmıyor” genellemelerini yapanlara, haykırmak için…

Eğlenmek için…

Bazen yapacak daha iyi bir şey olmadığı için!

***

Beklentim var mı?

İş hayatında havuca koşturmak diye bir deyim vardır… Bir hedef belirlersin sonra ortaya bir ödül koyarsın ve bu ödülü kazansınlar diye çalıştığın ekibi her sabah motive edersin…

MB’ de havuç var mı?

Çıkıp birileri “en çok okunanı köşe yazarı yapacağız” dedi mi?

“Sayfası en fazla görüntülenen, en çok yorum alan arkadaşların yazıları kitap haline getirilecek” dendi de ben mi kaçırdım?

Bu işi gönüllü yapmıyor muyuz?

Gönüllü yapılan işlerde ego olur mu?

Çok okunuyor ve yorumlanıyor olmanın duygusal tatmin dışında sağladığı başka avantajlar var mı?

Günü geldiğinde çok okunan bir kitabın yazarı olarak karşınıza çıkmayı istiyorum fakat bunu MB’den beklemiyorum…

***

Yazmaya niyetlenenlerin yüreklendirilmesi gerektiğine inanıyorum…

Yazı, tarihe atılan imza! Herkesin aynı şeyleri düşünmesini beklemek mizahtır…

Hoşgörü, empati, anlayış ve samimiyet bakış açımızdan, iğne elimizden eksik olmasın…

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder