19 Haziran 2011 Pazar

Kimi balık lokantası açmış, kimi bar

Tatil!


Yok yok “tatil” doğru kelime değil!

Yıllık izin...

Tatilcik!

İçi; deniz, terlik ve şortla doldurulmuş beş gün...

Sürekli çalan cep telefonlarını ( telefonlarını yalnız!” olaya dâhil etmiyorum...

Başınıza gelmiştir, şimdiye kadar gelmediyse de gelmesin zaten...

Önemli bir şey olur da ulaşamazlar diye eliniz gitmez kapatmaya mereti...

Sabahın köründe çalar, yeni yatmış, tam dalmak üzeresinizdir... Gözlerinizi açmadan ve kimin aradığına bakmadan, üstelik tatilde olduğunuzu unutup, işe geç kalmış, akşamdan kalma adam modunda açarsınız telefonu...

O panik anını bilirsiniz...

Ya arayan çalıştığınız şirketten, yukarılardan biriyse!

Ya sesinizden uyuduğunuzu anlarsa!

Yüreğiniz ağzınıza gelir... Korku değildir yaşadığınız...

Hak edilmeyeni almanın utancıdır...

Hoş, kimin neyi hak ettiğini biz şuncacık aklımızla nereden bilebiliriz?

Yeri gelmişken cümle arkadaşa, düşünür ve bilge geçinene bir soru sorayım;

Hak ettiğinizi alabiliyor musunuz?


Aldığınız oldu mu?

Düşüne durun...

M.F. Ö’nün şarkısı geldi aklıma “ uykulu gözlerle döndüm rüyamdan sana sarı laleler aldım çiçek pazarından”



&&&



Bildiğiniz çiçek pazarı var mı?


Pazara düşmüş çiçek kokar mı?



&&&



“Tatilcik” dedik ya gidilen yeri anlatmak adetten...



&&&



Alaçatı garip bir yer!

“Nasıl garip” derseniz?

Garip işte, gezip gördüğüm diğer yerlere benzemiyor...

Masaldaki kurbağa gibi daha çok, hani şu prensesin öptüğü...

Sanki günün birinde gökten yağmur yerine dolar yağmış da, ellerine geçirdikleri her poşeti, çuvalı ve kovayı parayla doldurmuş insanlar...

Sonra oturup ne yapacaklarını düşünmüşler...

Kimi balık lokantası açmış, kimi bar...

Balık lokantaları ve barlardan ibaret değil Alaçatı, butik oteller ve kumrucular da var!

Ve kumrular da!

Ve kumrallar, sarışınlar, esmerler...

İncecik topuklu ayakkabılarla nasıl yürürler Arnavutkaldırımında bilmem!

Ayağı burkulanını, topuğu kırılanını görmedim...

Büyük meziyet bana sorarsanız!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder