9 Aralık 2009 Çarşamba

Şehit, boksör, çiçek pasajının başına gelenler ve inci pastanesi.

Metronun çıkışında Volkan Konak benzeri bir adam, saçı sakalı birbirine karışmış tulum çalıyor, duvarlardaki siyah beyaz fotoğraflara bakıyorum bir taraftan...


Kalabalığa karışıp Çiçek Pasajına yöneliyorum...

Hava kararmak üzere...



&&&



Aklım Ünal’da...

Yolculuğum karşıyaydı bu defa, Esenler otogarda otobüs on dakika mola verince, fırsatı kaçırmıyorum, inip sigara yakıyorum... Gelene geçene bakıyor bir taraftan da yeşil önlüklü garsona çay sipariş ediyorum...

Ünal’ı görüyorum sonra... Solgun, bitkin, neşesiz...

Nerede halı sahada canımıza ot tıkayan adam?

Nerede şu an karşımda duran?

Yanıma geliyor...

“ Ali ne haber?”

“ İyidir ağabey, görüşmem var karşıya geçeceğim... Sen nasılsın?”

“ Cenazemiz var!”

Şaşırıyorum biraz, sorup sormamakta tereddüt ediyorum, merak ikilemi yeniyor;

“ Başınız sağ olsun kim?”

“ Teyzemin oğlu, Tokat’ta şehit oldu...”



&&&



Yan koltukta oturan genç irisi arkadaş İstanbul’a gelene kadar tek laf etmedi... Telefondan mesaj gönderdi sağa sola... İzinsiz gazetemi aldı okudu ama oralı bile olmadım...

İyi ki de olmamışım!

Esenlerden sonra dillendi...

Dokuz yıl boks yapmış, “burnundaki kemiği aldırıp yerine protez koyduracaksın” demişler... Evdekilere açmış konuyu, babası çıldırmış...

Bırakmış nihayetinde boksu...

“ Şimdi ne iş yapıyorsun?” diye sordum...

Müzisyenmiş!

Hayatımda o kadar iri kıyım müzisyen görmedim...

İyi bir şey... Onun sahne aldığı yerlerde kesinlikle kavga çıkmaz!

&&&



Kimene kalabalık...

Celal Usta elinde tepsi ile yerime oturan iki ağabeye meze beğendirmeye çalışıyor...

Adamlar zorlu, bin dereden su getiriyorlar...

Usta ile göz göze geliyoruz...

Nereye oturayım manasında bir el hareketi yapıyorum...

“Düş peşime” diyor...





Balık pazarı girişindeki masalardan birine oturuyorum...

Pardösülü orta boylu bir adam var ortalıkta dolaşan... Ölçüp, biçip elindeki deftere karalıyor...

Pasajın içine elektrikli sobalar konmuş, tünediğim masanın arkasına denk düşmüş biri, sırtım cayır cayır lakin keyifli...

İlk defa gördüğüm genç garsona, adamı gösteriyorum...

“ Kim bu yahu?”

“ Ölçü alıyor, tente yapacak!”

“ Pasaj içine tente mi olurmuş?”

“ Mecbur...”

“ Nasıl mecbur?”

Yukarıyı, ortası delik kubbeyi, açılır kapanır çatıyı gösteriyor...

“ Olmazmış böyle!”

Soran gözlerle bakmayı sürdürüyorum...

“ Velhasıl çatıyı komple kaldırıyoruz...”

“ Hadi be!”

“ Vallahi ağabey.”

“ E o zaman pasaj olmaz ki burası... Sokak olur...”

“ Yok, ismi değişmeyecek!”



Bakar mısınız sigara yüzünden tarihi Çiçek Pasajı’nın başına gelenlere...



&&&



Buralara kadar gelmişken İnci Pastanesinden Profiterol alayım diyorum…

Birol, ben, Tevfik üç kişi, altı gözle yana yana İnci Pastanesi arıyoruz bulamıyoruz...

Güzeliz diye mi bulamadık, yoksa İnci Pastanesi de mi kapandı, bilen varsa yazsın yahu...








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder