2 Aralık 2009 Çarşamba

Neşeli Hayat

Rıza Şenyurt sıradan, sokakta her an karşılaşabileceğiniz bir karakter...


Hayatı pek çoğumuza benziyor...

Elindekini avucundakini satmış, eşinin altınlarını bozdurup lokanta açmış, arkasından kriz... Bir gece fazla kaçırmış içkiyi, ertesi gün öğleden sonra gitmiş lokantasına... Bir de ne görsün elemanlar o gün işi bırakmamış mı?

Bir kaç kap yemek yapıp müşteri beklemeye başlamış, gelen giden yok tabi...

O sinirle eline geçirdiği sandalyeyle kırmış yazar kasayı?

Kapı, çerçeve değil de neden yazar kasa?



Sonrası Neşeli hayat’tan Noel babalığa uzanan bir hikâye...

Neşeli hayat’ın ne olduğunu yazmayayım filmi henüz izlemeyip, izlemeyi düşünenler kendileri görsünler...



Film gösterime girdikten sonra eleştirmenler tam not vermişti filme...

Ne yalan söyleyeyim ben sıkıldım. Gıcıklık olsun diye yazmıyorum gerçekten sıkıldım...

Şey gibi...

Hani mahalle arkadaşlarınızla yıllar sonra bir araya gelirsiniz, herkes yaşadıklarının en güzel bölümlerini anlatır, birine sıra gelir... Cümleye başlasın diye beklersiniz, sanki hayati bir meseleyi paylaşacakmış gibi derin bir nefes alır... Kimseden çıt çıkmaz.

Nihayet anlatmaya başlar; “ Geçen sene bu zamanlar Afrika’ya gittim...” der susar...

Devamını beklersiniz ama nafile... Arkası yoktur... Hikâye budur, geçen sene Afrika’ya gitmiştir...



Üzerinde tereyağı gezdirilmemiş İskender tadı vardı filmde...

Mezesiz rakı içmek gibi biraz...

Hani bahçeyi gezerken olmamış bardak eriğini dalından kopartıp dişlersiniz, ağzınız kamaşır, öyle!



Neşeli Hayat gülüp eğlenilecek bir film değil velhasıl...

Dram da değil, trajedi değil... Korku hiç değil. Rıza’nın neresinden tırsacak insan!

Gündelik yaşam filmi...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder