7 Kasım 2009 Cumartesi

Kimene

“Eskiden meyhanelerde cacık olurdu ama şimdi yapmıyorlar” diyor Aydın Boysan... Sebebini de açıklıyor; “ zordur lezzetlisini yapmak”...


Geçen gece meraktan verdiği tarifi denedim evde...

Su konmazmış cacığa, zeytinyağı ve yoğurdu kâsenin içinde takatleri kesilene kadar seviştirmek gerekirmiş...

Hıyarın önce kabuğu soyulacak, suyu yoğurda geçsin diye taneler ince, uzun ve yassı olarak doğranacak, arkasından tuzlanacak...

Sarımsaksız cacık olur mu yahu?

Olmaz!

Bir diş sarımsak havanda dövülecek...

Sarımsak havandan kaçmasın diye de tuz eklenecek...

Dereotu da olsa iyi olacaktı ama nane ve kırmızıbiberle kapattım açığı...

Bir kaşık aldım...

Adam işi biliyor be kardeşim!



&&&



İş görüşmeleri de olmasa İstanbul’a yolumun düşeceği yok...

Kalabalık arkadaş... Bana, tatlı su balıklarına göre değil...

Bir şeyden çok olunca değeri azalırmış ya, İstanbul’da insan çok! Kadın da çok, erkek de çok...



&&&



İstiklaldeyim, kravat cepte okul kaçağı tadında tünele doğru yürüyor, bir taraftan vitrinlere bakıyorum...

Kanat Atkaya “ Çiçek Pasajı Cabrio oldu” diye yazmış köşesinde... Demek sigara serbest...

İstikamet; Kimene.

Edirne’de Kıyık’ta da var bir Kimene Meyhanesi... Beyaz saçlı eniştenin beni rakıya tövbe ettirdiği yer...

Domuz sıkısı beş duble rakı içip, feleği şaşırmış, uzun sürede ağzıma koymamıştım...

Aklıma gelmişken; yaş 37 geldik gidiyoruz daha bir kere Çiçek Pasajında demlenmiş adam değilim...

Bu defa niyetim ciddi!



&&&



Aydın Boysan’ın rahmetli annesi Nevreste Hanım “oğlum senin resmini müzelere koysunlar” diye dua edermiş, Çiçek Pasajı da müze sayılır yerinde...

Hafta içi, öğleden sonra pasaj tenha...

Kimene’de biri Yunanlı diğeri İspanyol... Pardon İspanyol musunuz diye sorunca bozuldu, itiraz etti ihtiyarlar “ Katalanız” dediler... “Benim için fark etmez” dedim... Diğeri hem Katalan hem Barcelona taraftarı iki grup var... Arada iki kişilik bir masa boş...

Oturdum...

Ceketi sandalyenin arkasına astım...

Ellili yaşlarda bir garson( Celal usta) sipariş almak için yaklaştı yanıma...



—Baba; Kanat güzel reklâmınızı yapmış bugün, okudunuz mu?

— Okumaz mıyız?

— Sigara içmek serbest mi şimdi?

— Yak, söktüler tavanı...

Gerçekten boydan boya indirmişler çatıyı, zor oyunu bozuyor tabi, açılır kapanır bir sistem yapacaklarmış...

Otuz beşlik rakı söyledim, beyaz peynir, karides, lakerda, kavun...

Siparişi verirken korktum ne yalan söyleyeyim, beğenmezsem mezeyi yemem rakıyı peynirle götürürüm diye geçirdim içimden. Ne de olsa deplasmanda İstanbul’dayız, belli mi olur?

Yapanın eline koluna sağlık on numara geldi hepsi...

İlk dubleyi içtim, bir taraftan da mezelerden çöpleniyorum...

Ben yaşlarda garson arkadaş ( Özkan) fotoğraf çekmeye başladı Katalan, İspanyolları

Hepsinin kafası güzel olmuş... Şarkılar, gülüş cümbüş gırla...

İşi bitince masama geldi, ne iş yaptığımı sordu...

Laf aramızda bugünlerde bana sorulacak en zor soru...

Rakıdan bir yudum aldım, peyniri ağzımda erittim...

“ Yerel bir gazetede köşe yazıları yazıyorum” dedim...

“ Kanat Atkaya’da bu masaya, sizin oturduğunuz yere oturur.”

Adam olacak çocuk poposunu koyduğu yerden belli olurmuş!

Kılçık olsun diye; “ Havalı değil mi?”

“ Yok, be ağabey çok mütevazı biri... Olduğu gibi... Gazetedeki fotoğrafına benzemiyor ama sakalı var şimdi”

Celal usta dayanamıyor giriyor söze;

“ Otuz beş yıldır buradayım, daha öğrencilik yıllarını bilirim Kanat’ın... İki bira, iki sigara içer gider... Kitap okur sürekli”

Prensip sahibi adam...

“ Aydın Boysan gelir mi?”

“ Gelir. Eskisi gibi değil tabi... Haftada bir defa Cuma günleri öğleden sonra... Tüm pasajı gezer, tek tekçilerle laflar”

Günlerden Cuma olsaydı karşılaşacaktık demek... Kısmet!

“ Sizin misafiriniz mi olur?”

“ Bir ara buraya da gelirdi ama şimdi karşıya gidiyor...”

Celal ustanın parmağı ile gösterdiği tarafa bakıyorum...

“Seviç Restaurant”

Ne güzel isim bulmuş adamlar, helal olsun...

Seviyorsan iç...



&&&



Dilimin ucuna kadar geldi ama cacık var mı diye sormadım Celal ustaya...












Hiç yorum yok:

Yorum Gönder